Namaz Abdest Gusül Kur'an İslam Nefis Ahlak Tövbe Vaaz Resim Galerisi
DOLAR
8,8647
EURO
10,3847
ALTIN
497,00
BIST
1.379
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
23°C
Pazar Az Bulutlu
26°C
Pazartesi Az Bulutlu
25°C
Salı Sağanak Yağışlı
22°C

Zümer Süresi Diyanet Meali ve Tefsiri

21 Şubat 2021 20:46
0

75 ayet olan Zümer Süresi; İnsanların cennete ve cehenneme zümreler halinde gireceklerinden bahseden ayetleri sebebiyle bu adı almıştır. Kur’an-ı Kerim’e göre 39. süredir.

Zümer Süresi 1. Ayetin Meali: Kitabın indirilişi, aziz ve hakim olan Allah’ın katındandır

Zümer Süresi 2. Ayetin Meali: Biz bu kitabı sana gerçeğin bilgisi olarak indirdik; öyleyse içten bir inanç ve bağlılık göstererek sadece Allah’a ibadet et.

Zümer Süresi 1-2. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri : Müfessirlerin çoğuna göre her iki ayette geçen “kitap” ile Kur’an-ı Kerim kastedilmiştir; İlk ayetteki kitapla bu sürenin, ikincisiyle Kur’an’ın kastedildiğini düşünenler de vardır.

İbn Atıyye’nin tercih ettiği bize daha isabetli görünen diğer bir görüşe göre ilk ayetteki kitapla başlangıçtan itibaren bütün peygamberlere indirilen kitaplara, ikincisiyle de Kur’an-ı Kerim’e işaret edilmiş; Yüce Allah’ın, önceki peygamberlere, insanlık için yol gösterici olan ve yasalar koyan kitaplar indirdiği gibi Hz Muhammed’e de bu kitabı, Kur’an’ı indirdiği belirtilmiştir.

Razi, Mu‘tezile’nin görüşünden de yararlanarak ilk ayetteki aziz ve hakim sıfatlarını bu bağlamda özetle şöyle açıklamaktadır:

Aziz, “asla yenilemeyecek derecede güçlü

Hakim, “arzularına göre değil hikmetin gereğine göre iş yapan” demektir; bu da Allah’ın evrendeki bütün olup bitenleri eksiksiz bildiği anlamına gelir.

Buradan Allah’ın üçüncü bir niteliği ortaya çıkar ki o da hiçbir şeye muhtaç olmayışıdır. İşte ayetteki “el-azizi’l-hakim” kısmı Allah’ın bu üç sıfatını yani güçlü, kusursuz hikmet sahibi ve ihtiyaçtan münezzeh olduğunu ifade etmektedir. Bu sıfatlara sahip olan Allah’ın bütün yapıp yarattıkları kesinlikle iyidir, doğrudur; engel tanımayan mutlak gücü sayesinde, olağan üstü bir iletişim yolu olan vahiy ile indirdiği kutsal kitaplar da O’nun engin ilim ve hikmetinin dünyaya ve insanlığa yansıyan ışıklarıdır.

2. ayette Kur’an’ın indirilişini “gerçeğin bilgisi” (hak) kavramıyla ilişkilendiren ifade de bunu göstermektedir. Her iki ayette Kur’an’ın Allah katından geldiği gerçeğine itiraz edenlere cevap verilmektedir.

Allah, hiçbir şeye muhtaç olmadan dilediği her şeyi en doğru ve en iyi bir şekilde yapabilecek derecede güç, bilgi ve hikmet sahibidir; geçmişteki kutsal kitapları ve Kur’an’ı da O indirmiştir. Bu gerçek açıkça belli olduktan sonra, 2. ayette artık insanın görevinin, içten bir saygı ve bağlılıkla yalnızca Allah’a kulluk etmek olduğu sonucuna varılmıştır. Ayette bu saygı, bağlılık ve kulluk ihlas kavramıyla ifade edilmektedir. İhlas, “gerek ibadetleri gerekse diğer dini ve ahlaki davranışları riya ve gösterişten, çıkar kaygılarından uzak olarak yalnızca Allah rızası için yapmak” anlamına gelir.

Zümer Süresi 3 Ayetin Kur’an Yolu Meali: Bilinmeli ki halis dindarlık yalnız Allah için olanıdır. Allah’tan başka şeyleri kendilerine koruyucu kabul edenler, -ki sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz” diyorlar- ayrılığa düştükleri konularda Allah onların arasında hükmünü verecektir. Yalancı ve inkara saplanmış kimseyi Allah kesinlikle doğru yola yöneltmez.

Zümer Süresi 3. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri

Zümer Süresi 3. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri: Katıksız (halis) din” deyimini, kelime-i şehadete dayalı din veya İslam dini şeklinde açıklayanlar olmuştur. Ancak bu deyimi, daha açık olarak “her türlü şirkten, batıl inanç ve hurafelerden uzak bulunan; vahye dayanan ve kutsal kitabıyla, inanç ve amellere dair hükümleriyle orjinalliğini koruyan din” şeklinde anlamak isabetli görünmektedir.

“Sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye onlara tapıyoruz” şeklindeki ifadelerinden de anlaşılacağı üzere Cahiliye putperestleri, Allah’ın varlığına ve yaratıcı gücüne inanmakla birlikte, putları aracı tanrılar kabul edip kendilerine şefaat edeceklerine inandıkları için onlara taparlardı. Görünür veya görünmez varlıklara tapan başka çok tanrılı din mensuplarıyla Hz Îsa’yı tanrı kabul eden Hristiyanlar da benzer bir anlayışa sahiplerdi. Ayette, bu şekilde değişik batıl inanç gruplarıyla ilgili son hükmü Allah’ın vereceği, yani onları hak ettikleri şekilde cezalandıracağı belirtilmektedir.

Yaratılmış ve sonlu, böyle olduğu için de eksik ve aciz varlıkları tanrı kabul etmek bir yalandan ibarettir, dolayısıyla bir küfürdür, yani gerçeği ters yüz etmek, inkar etmektir; bu sebeple de hidayetten mahrum kalmayı gerektirir. Bu suretle ayet şu gerçeği dile getirmektedir:

Melekler veya cinler gibi görülmez varlıklara, güneş vb. gök cisimlerine, Hz İsa veya başka bir beşere, ata ruhlarına veya bu sayılanların sembollerine, heykellerine tapanlar ve Allah’ı bırakıp bunları koruyucu (veli) ve kurtarıcı kabul edenler, onlardan medet umanlar hak yoldan sapmışlardır; bunların inançları yalandan ve küfürden ibarettir.

Yegane hak din, tevhid inancıdır;  kurtuluşu hak edenler de sadece muvahhid (tek tanrı inancını benimseyen) müminlerdir.

Zümer Süresi 4. Ayet Kur’an Yolu Meali: Eğer Allah (iddia ettikleri gibi) bir evlat sahibi olmak isteseydi elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. Ama O’nun böyle bir durumla ilgisi yoktur; O bir tek Allah’tır, mutlak otorite sahibidir.

Zümer Süresi 4. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri: Putperest Araplar Lat, Uzza, Menat gibi putların Allah’ın kızları olduğuna inanırlardı. Ayete göre farzımuhal Allah evlat sahibi olmak isteseydi, iddia edildiği gibi taş toprak cinsinden yapılmış şeyleri değil, yarattıkları içinden en güzel varlıkları seçerdi.

Ama Allah ile yarattıkları arasında hangi şekilde olursa olsun bir baba-evlat ilişkisi söz konusu olamaz, Allah bundan münezzehtir; O’nunla yarattıkları arasındaki ilişki halik-mahluk, uluhiyyet-ubudiyyet ilişkisinden ibarettir. Şu halde melekler, İsa, Muhammed veya herhangi bir canlı ya da cansız varlık, bunların hepsi yalnız ve yalnız O’nun mahlukudur ve bunların her biri Hakk’ın yasalarına boyun eğerek, bazıları da bilinçli ve iradeli olarak O’nu hamd ile tesbih eder (İsrâ 17/44).

“O mutlak otorite sahibi tek Allah’tır”; dolayısıyla O’nun herhangi bir varlıkla ne bir ortaklık ilişkisinden ne de babalık-evlatlık ilişkisinden söz edilebilir.

Zümer Süresi 5. Ayetin Kur’an Yolu Meali: O,  gökleri ve yeri hikmet ve fayda esasına göre yarattı; sürekli olarak geceyi gündüzün, gündüzü gecenin üstüne sarmaktadır; güneşi ve ayı da yasalarına boyun eğdirmiştir. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gitmektedir. Unutmayın ki Allah çok güçlüdür, çok bağışlayıcıdır

Zümer Süresi 6. Ayetin Kur’an Yolu Meali: O sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini de var etmiştir; hayvanlardan da sizin için sekiz eş lutfetti. Sizi annelerinizin karnında üç karanlık içinde türlü yaratılış safhalarından geçirerek yaratmaktadır. İşte bu yaratıcı, rabbiniz Allah’tır. Hükümranlık O’nundur; O’dan başka ilah yoktur. Buna rağmen nasıl olup da hakikatten uzaklaşabiliyorsunuz?

Zümer Süresi 5 ve 6. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri

Zümer Süresi 5 Ve 6. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri: Büyük alem (makrokozmos) ve küçük alem (mikrokozmos, insan) denilen iki varlık alanını yaratan gücün ululuk ve yetkinliğine dikkat çekilmektedir. “Hikmet ve fayda esasına göre” diye çevirdiğimiz “bi’lhakkı” deyimi, yaratma ve yönetmenin temelindeki ilahi hikmete, yani eksiksiz kusursuz bilgiye ve yarara işaret eder. Buna göre yaratılışta saçmalıktan, anlamsızlık ve hikmetsizlikten söz etmek mümkün değildir; özünde her şey, iyidir, güzeldir, yararlıdır. Bütün İslam alimlerinin birleştiği bu inancın, en güzel ifadesini Gazali’nin şu sözünde bulduğu kabul edilir:

• İmkan aleminde halen mevcut olandan daha güzel, daha tam ve daha mükemmelinin bulunması mümkün değildir

Evren hakkında ki bu iyimser düşünce, yine Gazali’ye isnat edilen bir özdeyişte, “Leyse fi’l-imkan ebde‘u mimma kan” (Var olandan daha mükemmeli mümkün değildir) şeklinde ifade edilmiştir. Allah’ın, “sürekli olarak geceyi gündüzün, gündüzü gecenin üstüne sarmasından maksat, gündüzden geceye geçilirken yavaş yavaş aydınlığın çekilip karanlığın bastırması, geceden gündüze geçilirken de tersine karanlığın yerini aydınlığın almasıdır.

Ayetin bu cümlesi, “Geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler” şeklinde de yorumlanmıştır. Her gün tekrar ettiği için önemini fark edemediğimiz bu olaylar, ilahi kudretin ve yaratılıştaki hikmetin durmadan tecelli ettiğini gösteren birer ayettir, işarettir.

Güneş ve ayın, Hakk’ın yasalarına boyun eğerek semamızı süslemesi, ısı ve ışık vermesi de böyledir. İnsanlık aleminin bir tek candan, Adem’den gelişi de evrenin oluşu ve işleyişi kadar muhteşem bir olaydır. Bu olay da düşünen aklı, hisseden kalbi dehşete düşürüp o yüce kudret karşısında secdeye kapandıracak derecede derin hikmetler taşıyan ilahi tecellilerdendir.

Ayet, bütünüyle insanlığın bu oluş süreci yanında her bir insanın ana rahmindeki yaratılış sürecine de veciz bir üslupla değinmektedir.

Müfessirler,üç karanlık tabirini,

1- Annenin karın duvarı,

2- Rahim duvarı ve

3- Cenini kuşatan zar (amnion zarı) içindeki karanlık tabakalar olarak açıklarlar.

Bu karanlık tabakaları, rahim içinde birbirini kuşatan üç zarın teşkil ettiği tabakalar olarak anlamak da mümkündür.

Bunların ilki, cenini koruyan, içi sıvı dolu amnion zarı,

ikincisi amnionu dıştan kuşatan ve daha çok ceninin besin ve oksijen almasını sağlayan korion zarıdır.

Üçüncüsü Rahim içini astar gibi kaplayan ve hamileliğin sonuna doğru gittikçe kalınlaşan üçüncü zar, üzerindeki kan damarlarıyla çocuk için besin deposudur. Hamilelikten sonra düştüğü için buna “düşen zar” (zara decidua) denilmektedir.

Ayette bu tabakaların karanlık oluşuna bilhassa dikkat çekilmekle, bu karanlık ortamlarda olup bitenlerin dahi Allah’ın bilgisi ve kudreti sayesinde gerçekleştiğine; dışarıdan farkına bile varılmayan bu ortamda yaratılış harikalarının gerçekleştirildiğine işaret edilmiştir. “Türlü yaratılış safhalarından geçme ve sürelerinde açılımı verilen nutfe, alaka ve mudga safhalarının ve bundan sonraki gelişmelerin kastedildiği anlaşılmaktadır.

Rahim karanlığında döllenmiş hücreye (zigot) nutfe, hücrenin rahim cidarındaki asılı vaziyetine alaka denir. Bu suretle rahimde gelişimini sürdüren embriyo, önce mudga denilen şekilsiz etimsi bir parçaya dönüşür ve zamanla diğer aşamalarda kemikler oluşur; kemikler kaslar, damar ve sinirlerle kaplanarak insan bedeninin oluşumu tamamlanır. Hayvanlardan lutfedildiği bildirilen “sekiz eş”, En‘am süresinin 143 ve 144. ayetlerinde zikredilen erkekli-dişili eşler olarak koyun, keçi, deve ve sığır çiftleridir.

Zümer Süresi 7 Ayetin Kur’an Yolu Meali: Eğer kafir olursanız şüphesiz Allah size muhtaç değildir. Bununla birlikte O kullarının kafir olmalarına razı olmaz. Eğer şükür ederseniz faydanız için ondan razı olur. Yük yüklenici hiçbir kimse başkasının yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O size neler yapmakta olduğunuzu haber verecektir. Çünkü o göğüslerin özünü çok iyi bilendir

Zümer Süresi 7. Ayetin Kur’an Yolu Tefsiri: Bütün bu kanıtlara ve uyarıcı açıklamalara rağmen Allah’a gereği gibi iman etmemekte direnenler bilmeliler ki Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi insanların kendisine inanmalarına da ihtiyacı yoktur. Şu halde inkarcılar bu tutumlarıyla yalnız kendilerine zarar verirler.

Her ne kadar Allah, kullarını inanıp inanmamakta özgür bırakmışsa da, merhameti gereği kullarının iman edip kurtuluşa ermelerini ister, rızası bundadır; bu yüzden insanlara doğru yolu bulmaları için akıl vermekle kalmayıp ayrıca peygamberleri aracılığıyla gönderdiği kutsal kitaplarında varlığının ve birliğinin nice kanıtlarını göstermiş, inananlara müjdeler vermiş, inanmayanları ikaz etmiş ve böylece iman edip hükümlerini yerine getirmek suretiyle kendisine şükredenleri rızasına kavuşturacağını bildirmiştir.

Onun rızası, yani kulundan hoşnut olup onu sevmesi ise bütün nimetlerin en büyüğü, en değerlisidir. İnsanın ödevi, kendisini bu değerli nimete layık kılacak bir hayat geçirmektir.

Akli melekeleri yerinde olan her insan kendinden sorumludur ve yaptığı kötülüğün sonucu da yalnız ona aittir; ne o başkasının günahını taşır, ne de başkası onun günahını taşır. Onun için özgür ve bilinçli olarak yaptığımız işlerin sorumluluğunu başkasına yıkmaya kalkışmamalıyız; suçumuzu günahımızı başka birinin yükleneceğini ümit etmemeli, kendi hayatımızın iyi ve kötü sonuçlarının kendimize ait olduğunu bilmeliyiz.

Dünyada hukuk ve kamuoyu karşısında bu böyle olduğu gibi ahirette Allah’ın huzurunda da böyle olacak; hepimiz sonunda kalplerimizin derinliklerini, en gizli sırlarımızı dahi bilen Rabbimizin divanına çıkıp dünyadayken yaptığımız her şeyi karşımızda bulacak, O’nun şaşmayan adaletiyle yargılanacağız.

Zümer Süresi 8. Ayetin Kur’an Yolu Meali: İnsana bir zarar isabet etse o Rabbine dönerek ona dua eder sonra ona kendi lütfundan bir nimet verirse ona yalvardığını unutur ve yolundan saptırmak için Allah’a eşler koşar. De ki: Küfrünle biraz eğlene dur! Muhakkak sen cehennemliklerdensin

Zümer Süresi 9. Ayetin Kur’an Yolu Meali: (O mu) yoksa Ahiretten korkarak, Rabbinin rahmetini umarak, gece saatlerinde kıyamda durarak, secde ederek itaatte bulunan kimse mi (hayırlıdır?) Deki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak özlü akıl sahipleri öğüt alır.

Zümer Süresi 8 ve 9. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri

Zümer Süresi 8 ve 9. Ayetin Kur’an Yolu Tefsiri: Buradaki “insan”la öncelikle Kur’an’ın muhatapları arasındaki inkarcı kişilerin kastedildiği ayetin devamından anlaşılmaktadır. Başka yerlerde de belirtildiği gibi gerçek mümin hem sıkıntılı zamanlarında hem rahat zamanlarında hep Allah ile olur, O’na güvenip dayanır. Bu bağlılığını kötü günlerinde isyan etmeden sabırla, iyi günlerinde azmadan şükürle gösterir.

Allah’tan gelen her şeyi, “Lutfun da hoş, kahrın da hoş” diyerek karşılar. 9. ayet, inancında döneklik yapan biriyle her durumda Allah’a iman ve bağlılığını sürdürenin aynı değerde olamayacağını ifade etmektedir. Halis imanın ve samimi dindarlığın çok veciz bir özeti olan bu ayette, böyle bir dindarlığın en çarpıcı ameli tezahürü olan gece namazına, sorumluluk boyutu olan ahiret endişesiyle rahmet ümidine ve dindarlığın zihni şartı olan bilgi donanımına dikkat çekilmiştir.

İbadette dini şuur ve duygu ne kadar yoğun olursa ibadetin değeri de o oranda yüksek olur. Bu yoğunluk geceleri daha da fazla olacağı için ayette özellikle gece ibadetinden söz edilmiştir. Derin dindarlığın diğer bir tezahürü de ahiret bilincinin canlı oluşudur. Ebedi hayata inanan iyi bir mümin, her durumda Rabbine kulluk görevlerini yerine getirmekle birlikte, bir yandan da kulluğuyla O’nun merhamet ve sevgisini kazanmayı, bu sayede ahiret kurtuluşuna nal olmayı arzular.

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” ifadesindeki “bilme”den maksat, bu ayetler bağlamında öncelikle, yalnız zor durumda kalındığı zaman değil, her zaman Allah’ı bilip tanımayı, bu irfan sayesinde yaratılmışlara kul olmaktan kurtulup yaratana kul olmanın önemini kavramayı ifade eder.

Bununla birlikte “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” cümlesi, daha genel olarak (hangi konuda olursa olsun) ilmin yani doğru bilginin Allah katında mutlak bir değer olduğuna işaret eder. Esasen iman da ilim sayesinde kazanılır. Nitekim kaynaklarda ilim, “bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, gerçekle örtüşen inanç” (itikad) şeklinde tanımlanır.

Kur’an-ı Kerim’de gerek dini gerekse din dışı konularla ilgili olarak ilim kelimesi ve türevlerinin 750 defa geçmesi, bilginin ve bilme faaliyetinin önemine işaret eder. Kendisini de Allah’tan gelmiş bir bilgi olarak tanıtan Kur’an ‘  ‘Rabbim, ilmimi artır!” diye Allah’a dua etmemizi öğütler.

Hz. Peygamber de ilmi övmüş ve teşvik etmiştir. Alimleri peygamberlerin varisleri olarak gösteren hadis, bilginin değeri yanında ilim adamlarının, bilgilerini insanlığın hayrına kullanmakla sorumlu olduklarına da işaret eder. Buna göre, ilim bizatihi bir değer olsa da birçok hadiste ilmin amelle bütünleşmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.

Şu halde davranış ve uygulama planında olumlu sonuçlar doğurmayan veya kötülüklere alet edilen bilgi kıymeti bilinmemiş, şükrü eda edilmemiş bir nimet olup ayrıca sorumluluğu gerektirir. Nitekim bir hadiste, sadece basit dünyevi emellere ulaşmayı amaçlayan ve bu suretle bilgisini kötüye kullananlar “erdemsiz bilginler” diye anılmıştır

Zümer Süresi 10. Ayetin Kur’an Yolu Meali: Deki: Ey iman eden kullarım! Rabbinizden korkun. Bu dünyada ihsanda bulunanlara bir güzellik vardır. Allah’ın arzı da geniştir. Sabredenlere de ecirleri hiç şüphesiz hesapsız verilir.

Zümer Süresi 10. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri

Zümer Süresi 10.Ayetin Kur’an Yolu Tefsiri: Müslüman sayılmanın vazgeçilmez şartı iman etmektir. Bununla birlikte ayette ayrıca, “Rabbe karşı gelmekten sakınma” olarak çevirdiğimiz takva ile “iyilik” olarak çevirdiğimiz hasene de iyi bir Müslüman olmanın şartı olarak gösterilmiştir.

Takva, Allah’a sorumluluk bilinciyle saygı gösterip buyruklarını titizlikle yerine getirmek suretiyle ilahi cezadan korunmayı, hasene ise doğru inançtan başlayarak, ister büyük ister küçük olsun her türlü iyi ve güzel halleri erdemleri, tutum ve davranışları ifade eder. Ayette bu anlamda iyiliğin karşılığının da iyilik olacağı bildirilmektedir.

Tefsirlerde çoğunlukla, karşılık olarak verilecek bu iyilik cennet olarak açıklanmışsa da ayette böyle bir sınırlama olmadığına göre bunu her türlü dünyevi ve uhrevi hayır ve mutluluk olarak anlamak daha isabetli görünmektedir.

“Allah’ın arzı geniştir” ifadesindeki “arz”dan cennetin kastedilmiş olabileceği yönünde zayıf bir görüş varsa da, müfessirler genellikle bu ifadeyi hicrete işaret olarak anlamışlardır. Kuşkusuz her Müslümanın, sosyal çevresinde veya ülkesinde inançlı ve erdemli olarak yaşayabileceği düzeyde bir özgürlük ortamının oluşması için çaba göstermesi; ayrıca özgür bir ortamda yaşıyorsa bunun değerini bilmesi gerekir.

Ancak ayetteki “Allah’ın arzı geniştir” cümlesi, bir kimsenin, bulunduğu yerde dini ve ahlaki hayatını gerektiğince yaşama şartlarından yoksun kaldığı ve bu ortamı olumlu yönde değiştirme imkanı da bulamadığı takdirde, inandığı değerlerden vazgeçmeyip serbestçe yaşayabileceği başka bir ortam bularak oraya gitme alternatifini de dikkate alması gerektiğine işaret etmektedir.

Bu, iş yerini değiştirmekten, başka bir ülkeye göç etmeye kadar her türlü yer değişikliğini kapsar. Nitekim bu ayetin gelmesinden birkaç yıl sonra Hz Peygamber ve arkadaşları, bütün çabalarına rağmen Mekke’de dinlerini yaşama özgürlüğünü sağlayamayınca Allah’ın emri uyarınca Medine’ye göç etmişlerdir. İnsanın değerleri uğruna böylesine bir özveriyi göze alması büyük bir sabır ve kararlılık işi olduğu için ayette, “Sabredenlere mükafatları hesapsız verilecektir” buyrulmuştur

Zümer Süresi 11. Ayetin Kur’an Yolu Meali: Deki : Ben Allah’a, dini yalnız ona halis kılarak ibadet etmekle emrolundum

Zümer Süresi 12. Ayetin Kur’an Yolu Meali: Müslümanların ilki olmakla da emrolundum.

Zümer Süresi 13. Ayetin Kur’an Yolu Meali: Deki: Ben Rabbime isyan edersem gerçekten büyük bir günün azabından korkarım

Zümer Süresi 11. Ayetin Kur’an Yolu Meali: Deki: Ben dinimi kendisine halis kılarak ancak Allah’a ibadet ederim.

Zümer Süresi 11-14 Arası Ayetlerin Kur’an Yolu Tefsiri: Bu ayetler, Hz Peygamber’in, ümmetine tebliğ ettiği buyruklara öncelikle kendisinin uyması, kendisini kanunlar üstü görmemesi gerektiğini ifade eder. 10. ayette iyi bir Müslüman olmanın şartları, doğru inançtan ibadetlere ve güzel ahlaka kadar bütün İslami yükümlülükleri kapsayan şu üç kelimeyle özetlenmişti:

İman, takva, hasene (iyilik). Burada ise aynı görevler başka ifadelerle dile getirilerek Resûlullah’ın bu görevlerle yükümlü kılındığı ve bu suretle, “Müslümanların ilki olmakla sorumlu tutulduğu bildirilmekte, ayrıca bu durumunu insanlara açıklaması istenmektedir. Özellikle “Eğer rabbime isyan edersem, dehşetli bir günün azabına uğrayacağımdan korkarım” şeklindeki ifade, kötülük yapması halinde onun da başka insanlar gibi Allah’ın azabına uğrayacağını, teorik olarak kendisine bu hususta bir ayrıcalık, bir dokunulmazlık tanınmadığını ifade etmesi bakımından son derece anlamlıdır.

Nitekim Abese süresinin başında Hz Peygamber, yanlış bulunan bir davranışı dolayısıyla ikaz edilmiştir. Kuşkusuz bu ayetler, onun bir ilah gibi hatasız görülmemesi gerektiğini ortaya koyması bakımından önemlidir. Fakat bundan daha önemli olanı şudur ki, Resulullah bu ayetleri de bütün ayetler gibi kutsal saymış ve en ufak bir komplekse kapılmadan insanlara duyurmuştur. İşte bundan dolayı o, insanlığa örnek, alemlere rahmet kabul edilmiştir

Zümer Süresi 15. Ayetin Meali: Artık siz ondan başka dilediğiniz şeylere ibadet edin. Deki: Gerçekten zarar edenler kıyamet gününde hem kendilerini, hem de bağlılarını kaybedenlerdir. Uyanık olun! İşte bu, apaçık hüsranın ta kendisidir

Zümer Süresi 16. Ayetin Meali: Onların üzerlerinde de ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah bununla kullarını korkutuyor. Ey benim kullarım, benden korkun.

Zümer Süresi 15-16 Ayetlerin Tefsiri: Peygamber, Allah’ın bildirdiği hükümleri eksiksiz ve yanlışsız duyurduğu gibi, bizzat kendisinin de bu hükümleri yerine getirmekle yükümlü olduğunu, aksine davranırsa cezalandırılacağını açıkça ortaya koymuştur. Buna rağmen Kur’an’ın muhatapları Allah’ı bırakıp sahte tanrılara tapmaya devam edeceklerse yapılacak bir şey yoktur. Ayetteki “Artık siz de O’nun dışında dilediğinize tapın bakalım!” cümlesi bir uyarı ve tehdit ifadesidir.

Bu uyarıyı dikkate almayanların akıbeti sadece “hüsran” olacaktır. Onların ahirette öz benliklerini kaybetmeleri, “cehennemde hak ettikleri cezaya çarptırılmaları”, yakınlarını kaybetmeleri de “içinde bulundukları cehennem ortamında akraba ve dostlarıyla buluşup görüşme ve yardımlaşma imkanından yoksun kalmaları” şeklinde açıklanır.16. ayet, inkarcıların ahiretteki hüsranlarına kısa ve öz olarak açıklama getirmektedir.

Tefsirlerde bu ayetin, cehennemde tabakalar bulunduğuna ve her tabakada ateş bulutları veya katmanlarının yer aldığına işaret ettiği; bir tabakada azap görenleri üstten kaplayan ateş kümelerinin, bir üst tabakadakilerin altlarına denk geldiği için âyette “Onların üstünde kat kat ateş olacak, altlarında da (böyle) katlar bulunacak” buyrulduğu belirtilir

Zümer Süresi 17. Ayetlerin Meali: Tağuta ibadet etmekten sakınıp Allah’a dönenlere, işte onlara müjde vardır. O halde sen de müjde ver o kullarıma ki

Zümer Süresi 18. Ayetlerin Meali: Onlar sözü işitip, en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve işte bunlar özlü akıl sahibi olanların ta kendileridir.

Zümer Süresi 17 ve 18. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri

Zümer Süresi 17-18 Ayetlerin Tefsiri: Sahte tanrılar ” diye çevirdiğimiz ayet metnindeki tagt kelimesi insanlar tarafından tapılan batıl tanrıları; Allah Teala’ya isyan edilmesine sebep olan, görünür ve görünmez varlıkları; insanlık tarihi boyunca hakkı batıl, batılı hak gösterme gayretlerini yansıtan, bütün küfür ve ilhad faaliyetlerini ifade eden bir terim olarak kullanılır.

Muhammed Esed’in bu kelimeye yüklediği “kişinin bütün manevi bağlarını kaybetmesine ve duygularının esiri olmasına yol açan, belli bazı şeytani ihtirasların veya arzuların ifsat edici gücü” şeklindeki açıklamasına –diğer anlamları dışlamamak kaydıyla–  biz de katılıyoruz.

Kendi dışında veya içinde bu şekilde sahte tanrılar üretip onlara tapmaktan kurtularak Allah’a yönelen insanlar, içten veya dıştan gelebilecek her türlü saptırıcı telkinlerden, baskılardan ruhlarını kurtardıkları için duydukları, öğrendikleri sözler içinde akıl ve sağduyularıyla en iyi ve en doğru bulduklarına değer verir, ona uyarlar. Razi’ye göre duyulan bir söz doğru da yanlış da olabilir ve bunu ayıracak olan da akli kanıttır.

Razî, bu ayetten yola çıkarak, aklın en iyi ve en doğru olanı ayırt etme konusundaki yetkisini iman, ibadet ve hukuki uygulamalara kadar bütün konulara genellemiş; insanın her konuda akli kanıta (hüccetü’l-akl), eleştirel düşünmeye (nazar) ve mantıksal çıkarıma (istidlal) değer vermesi gerektiği yönünde geniş açıklamalar yapmıştır. Razi’ye göre “Bir insan akıllı ve kavrayışı güçlü değilse belirtilen gerçek bilgileri zihninde toplaması da mümkün olmaz.”

Zümer Süresi 19. Ayetin Meali: Ya aleyhine azap sözü hak olmuş kimseyi,(bu yüzden) ateşte bulunan kişiyi sen mi kurtaracaksın?

Zümer Süresi 20. Ayetin Meali: Fakat Rablerinden korkanlar için, onlar için konaklar, birbirleri üzerine bina olunmuş ve altlarından nehirler akan köşkler vardır. Allah’ın vaadidir, Allah vaadinden dönmez.

Zümer Süresi 19-20 Ayetlerin Tefsiri: Hakkında azap hükmü kesinleşmiş kimse” tefsirlerde genellikle inkarcı tutumu sebebiyle azabı hak etmiş kişi olarak açıklanmış; ayet, “Kim azabı hak ederse artık o kişi ateşe atılacak ve senin onu kurtarman da mümkün olmayacaktır” şeklinde yorumlanmıştır. 16. ayette inkarcıların ahiretteki cezaları hakkında bilgi verilirken cehennemin katlarından söz edilmişti;  20.ayette ise “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar” için kat kat cennet köşkleri hazırlandığı bildirilmektedir.

Zümer Süresi 21. Ayetin Meali: Görmez misin ki Allah gökten bir su indirip, onu yeryüzünde kaynaklara yerleştirmekte ,sonra onunla renkleri türlü türlü ekinler çıkarmakta sonra o ekinler kurumaktadır? Sen de onu sararmış görürsün. Sonra da onu ufalanmış çöplere döndürür. Muhakkak bunda özlü akıl sahipleri için ibret vardır

Zümer Süresi 22. Ayetin Meali: Acaba kendisi Rabbinden gelmiş bir nur üzere bulunup da Allah’ın göğsünü İslam için genişlettiği bir kimse (gibi) midir? Allah’ı anmakta kalpleri kaskatı olanların vay haline! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.

Zümer Süresi 21 ve 22. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri

Zümer Süresi 21-22 Ayetlerin Tefsiri: Yağmur ve onun sayesinde yetişen bitki çeşitleriyle tabiatın canlanması, ardından bitkilerin kuruyup toza toprağa karışması örneğinden yola çıkılarak, ilahi kudret ve iradenin evren üzerindeki mutlak hükümranlığına dikkat çekilmekte; daha sonra aynı güç ve iradenin, insanın manevi gelişimindeki tesirine atıfta bulunulmaktadır.

Yağmurla tabiatı canlandıran irade, hidayetiyle de insanın gönlünü İslam’a açmakta; ona, ilahî buyruklara teslim olan bir ruh yapısı kazandırmakta, bu suretle kendisinden gelen bir ışıkla aydınlanmasını sağlamaktadır.

“Allah’ı anma konusunda kalpleri katılaşanlardan maksat, gönüllerinde Allah’a yer vermeyen, –putperest Araplar’ın yaptığı gibi– sorulduğunda O’na inandıklarını söyleseler bile, hayatlarında bu inancın izi görülmeyen, kendilerine yapılan uyarılardan akıllarını kullanarak yararlanmasını bilmeyen, hakikatlere karşı duyarsız hale gelmiş kimselerdir.

İnanç ve değerler konusunda doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, yararlı ile zararlıyı ayırma kaygısı taşımadıkları, bu husustaki yeteneklerini de körelttikleri için ayette bunların “apaçık bir sapkınlık” içinde bulundukları bildirilmektedir.

Zümer Süresi 23. Ayetin Meali: Allah sözün en güzelini müteşabih, tekrar edilen bir kitap halinde indirmiştir. Ondan dolayı Rablerine kalpten saygı duyanların derileri ürperir. Sonra Allah anıldığı için derileri ve kalpleri yumuşar. Bu Allah’ın hidayetidir. Onunla diğediğine hidayet verir. Allah’ın saptırdığı kimseyi doğru yola ileten olmaz

Zümer Süresi 24. Ayetin Meali: Kıyamet gününde azabın kötüsünden yüzünü korumaya çalışan kimse mi? Zalimlere de Kazandıklarınızı tadın denilir

Zümer Süresi 25. Ayetin Meali: Onlardan öncekiler yalanlamıştı da bilmedikleri bir yerden azap onlara geliverdi

Zümer Süresi 26. Ayetin Meali: Bu sebepten Allah dünya hayatında onlara rüsvaylığı tattırdı. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür, eğer bilselerdi.

Zümer Süresi 24-25-26 Ayetlerin Tefsiri: Tefsirlerde, 24. ayette inanç yönünden iki insan tipinin durumu arasında bir karşılaştırma yapıldığı kabul edilir. Bunlardan inkarcı olması sebebiyle cehenneme atılacak olan zikredilmekle birlikte, bunun kiminle karşılaştırılabileceği belli olduğu için ayette onun zikredilmesine gerek görülmemiştir.

Müfessirler, bu karşılaştırmada zikredilmeyen tarafı belirtmek üzere, “ahirette kendisini ateşten korumak gibi bir tehlikeyle karşılaşmayacak olan mümin” veya “mutluluğu hak eden mümin” ya da “cennette olan mümin” gibi içerik olarak birbirinden farklı olmayan değişik açıklamalar yapmışlardır

İnsan, bir tehlikeye karşı yüzünü başka bir uzvu ile korumaya çalışır ama yüzünü bir koruma aracı olarak kullanması mümkün değildir. Buna göre 24. ayetteki “şiddetli azaba karşı kendini yüzüyle korumaya çalışma” ifadesi, cehenneme atılan birinin, artık en değerli varlığı olan yüzünü dahi koruma imkanından yoksun kalacağı, tamamen çaresizlik içinde bulunacağı anlamına gelmektedir.

Sonuçta ayet, “zalimler”in yani Allah’a ait olanı Allah’tan başkasına tanımak yahut O’nu inkar etmekle en büyük haksızlığı işleyenlerin ve daha başka haksızlıklar yapanların acıklı durumunu dile getirmekte; bunun sebebinin de yine onların bizzat kendileri, kendi kazandıkları olduğunu hatırlatmaktadır. 25 ve 26. ayetlerde ise ilahi hakikatleri yalan sayıp inkar ve isyanlarını sürdüren eski toplulukların, daha bu dünyada belalarını buldukları, rezilliği tattıkları, ahirette ise daha ağır cezaya çarptırılacakları belirtilerek insanlığa dünya ve ahiret hayatlarını kurtarmaları hususunda hayati bir uyarıda bulunulmaktadır.

Zümer Süresi 27. Ayetin Meali: Muhakkak ki biz, düşünüp ders alsınlar diye insanlar için bu Kur’an’da her türlü örneği ortaya koyduk

Zümer Süresi 28. Ayetin Meali: (Bunu) insanlar Allah’a karşı gelmekten korunsunlar diye Arap diliyle indirdiğimiz çelişkisiz Kur’an’da (yaptık).

Zümer Süresi 27 ve 28. Ayet Kur’an Yolu Tefsiri

Zümer Süresi 27-28. Ayetin Tefsiri: Kur’an, birçok yerde olduğu gibi yukarıda geçen ayetlerde de bazı inanç ve zihniyet gruplarından örnekler vermiştir; maksadı da muhatabını bunların durumu üzerinde düşündürüp kendisi için ders çıkarmasını, aklını başına almasını, yolunu düzeltmesini sağlamaktır. 22-23. ayete göre bir tarafta gönlü İslam’a açılmış ve bu sayede rabbinin ışıklı yolunu bulmuş olanlar var; diğer tarafta Allah’ı anma konusunda kalbi katılaşmış, bu sebeple de sapkınlığa boğulmuş olanlar var; keza 24. ayete göre bir tarafta kıyamet günündeki dehşetli azaba karşı korumasız durumda kalacak inkarcılar var; diğer tarafta cennetteki mutlu hayata kavuşacak müminler var.

Bu örneklerin yanında 25-26. ayetlere göre ilahi hakikatleri yalan saydıkları için dünyada cezalandırılmış, ahrette de cezalandırılmayı hak etmiş olanların durumu da ders alınması gereken bir örnektir.

Kur’an’ın asıl maksadı, muhataplarından kendi kurtuluşları için bu örnekleri değerlendirmelerini sağlamaktır. Onun ilk muhatapları Araplar olduğu ve ilahi kelamın, ondaki çelişkisiz bilgilerin, yüce gerçeklerin insanlığa tanıtılmasına öncülük edenler de yine Araplar olacağı için doğal olarak Kur’an’ın dilinin de Arapça olması gerekiyordu.

Gerek burada, gerekse başka ayetlerde Kur’an’ın Arap diliyle indirildiği bildirilmektedir. Kur’an yalnız Araplar’ın kutsal kitabı olmadığından Arapça bilmeyenlerin de onu anlayabilmeleri ve böylece İslam’ı birinci kaynağından öğrenme imkanını elde etmeleri için Kur’an’ın başka dillere çevrilmesi zorunludur;

Nitekim günümüzde bütün dünya dillerine çeviriler yapılmış ve yapılmaktadır. Ancak şu tarihi gerçeği de unutmamak gerekir ki son ilahi vahiyde Allah’ın kelam sıfatı Arapça olarak tecelli etmiştir ve Kur’an’ın orijinal metni bu dildeki metindir. Eğer şartlar gereği Allah onun başka bir milletin diliyle inmesini murat etseydi orijinal metin de o dildeki metin olurdu.

Şu halde hiçbir çeviri Kur’an’ın kendisi değildir, sadece çeviriyi yapanın asıl metinden anladığı manalardır; çevirinin kelimeleri Allah’ın kelamı değil çevirenin kalama bulduğu karşılıklardır. Ancak bu karşılıkların ilahi kelamı eksiksiz fazlasız karşılaması mümkün değildir. Hatta bu, sadece Kur’an çevirileri için değil, herhangi bir yazara ait bir eserin çevirisi için dahi böyledir.

Zümer Süresi 29. Ayetin Meali: Allah şöyle bir örnek veriyor: Bir adam var ki onun birbiriyle ihtilâflı birçok ortak efendisi bulunmaktadır; bir adam da var ki bir tek kişiye bağlıdır. Şimdi bu iki adamın durumları eşit olabilir mi? Bütün övgüler Allah’a mahsustur; fakat çoğu bunu anlamamaktadır.

Zümer Süresi 29. Ayetin Tefsiri: İnsanlık tarihinin en köklü realitelerinden biri olarak binlerce yıldan beri yakın zamana kadar devam eden kölelik uygulaması, Kur’an’ın ilk muhatabı olan Arap toplumunda da geçerli idi. Bu sebeple ayette tevhid inancının makullüğü, sağlayacağı huzur ve rahat, bu toplumun bir realitesiyle, köleliğe dair bir örnekle anlatılmaktadır.

Buna göre bir insan, her biri kendisinden yararlanmak isteyen, bunun için de hep birbiriyle ihtilâf ve çekişme halinde olan birkaç efendisinin olmasını mı ister, yoksa sadece bir tek efendiye bağlı olmayı mı ister? Elbette bu ikincisini tercih eder. İşte çok tanrıcılığın her çeşidini reddedip bir olan Allah’a inanmak da böyledir; bu hem aklın gereğidir, hem de huzur ve mutluluk getirir. Yalnız Allah İlahlığa layıktır; bunun için bütün övgüler de O’na mahsustur.

Zümer Süresi 30. Ayetin Meali: Elbette sen öleceksin, onlar da ölecek

Zümer Süresi 31. Ayetin Meali: Sonra da kıyamet gününde rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.

Zümer Süresi 30-31. Ayetin Tefsiri: Özellikle Mekke’nin ileri gelen Arap müşrikleri, daha çok maddi çıkarlarının ve toplumsal mevkilerinin sarsılacağı korkusuyla İslam’ın iman esaslarına, ahlaki ve toplumsal hayatla ilgili esaslarına karşı koymuşlardı; esasında inkarcı tavırların hepsinde bu tür psikolojik ve toplumsal sebeplerin etkisinden söz edilebilir.

İşte bunun için ayetlerde peygamberinden en azılı inkarcısına kadar herkesin öleceği gerçeği hatırlatılmakta; yargılanmak üzere Allah’ın huzurunda toplandıkları zaman peygamberin de inkarcının da iddiasını ortaya koyacağı belirtilmektedir. Bu durumda her insan, Allah’ın huzurunda haksız çıkıp ahiret azabıyla cezalandırılması sonucunu doğuracak inanç ve davranışlardan kaçınmalı; bunun için de duyguları ve ihtiraslarıyla değil, aklı ve basiretiyle davranmalıdır.

Zümer Süresi 32. Ayetin Meali: Allah hakkında asılsız inançlar uyduran ve gerçek kendisine ulaştığında onu yalan sayandan daha zalim kim vardır? Kafirlerin yeri cehennemde değil mi?

Zümer Süresi 32. Ayetin Tefsiri: “Allah hakkında asılsız inançlar uydurmaktan maksat, O’nun ortakları bulunduğu veya çocuk edindiği gibi uluhiyyetle bağdaşmayan batıl inançlara sahip olmak; “gerçeği yalan saymaktan maksat ise kısaca Allah’ın insanlığa kurtarıcı olarak gönderdiği Kur’an’ın hak kitap ve Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğunu inkar etmektir. Bu tür haksız iddia ve isnatlarda bulunmak ayette zulümlerin en büyüğü olarak gösterilmiştir.

Tefsir: Diyanet İşleri Başkanlığı / Kur’an Yolu / C: IV / bkz: 597-616

Meal: İbn Kesir Tefsiri

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

[Valid RSS]