ref: refs/heads/v3.0
DOLAR
31,0869
EURO
33,7259
ALTIN
2.022,77
BIST
9.367,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
18°C
İstanbul
18°C
Açık
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
15°C
Pazartesi Az Bulutlu
14°C
Salı Az Bulutlu
16°C

Tevhid İnancı Nedir?

Tevhid İnancı Nedir?
26 Ocak 2021 07:44
798

Tevhid, yüce Allah’ı bir kabul etmek demektir.


Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmek sadece akılla olmaz .Bunu nefiste kabullenmelidir. Onun için tasavvuf yolunun büyükleri, insanda tevhid inancının tam olarak yerleşebilmesi için dört önemli hususun olduğunu beyan buyurmuştur.

Birincisi Tasdik: Hem lisan hem de kalp ile Allah’ın birliğini kabul etmektir. Tasdik tam olmazsa kişi münafık olur. Allah’ı bilmek tazim (bağımlılık, hürmet) üzere olmalıdır.

İkincisi Tazim: Hürmet etmek ve saygı duymak demektir. Bir şeye hürmet etmek için evvela onu kabul etmek lazımdır. Nefis, yüce Allah’ı bir olarak kabul ederse O’nun her türlü emrine de tazim gösterir.

Üçüncüsü Halavet: (Manevi lezzet) ise muhabbet-i ilahiyyeden doğar. İman selametinin bir meyvesidir. Eğer bir kimsenin ibadetinde namazında veya herhangi bir amelinde kalp alemi huşu içinde ise, o zaman halavet meydana gelir.

Halavet, İslam’ın ve İman’ın kalpte meydana gelen manevi lezzetidir. Hz Ömer (r.a) Şam’a geldiği zaman bir çok yeri ziyaret etmiş, halkın arasına karışmış, onların halini yakından görmüş. Anlamış ki Şam ahalisi dünya malına düşkün haline gelmiş. Bu yüzden de çok üzülmüş.

Daha sonra vali olan Ebu’d-Derda Hz (r.a) nin evine gelmiş, bu zat ashabı kiramdan biridir. Evi süslü püslü değildir. Nefsin beğendiği gibi evi şaşalı değildir. Kapısı tahtadan yapılmamış, perde ile kapatılmış, evin zemini ise torak..

Hz Ömer (r.a) onun evine gidince kendisine selam verdi, içeriye girdi ve her ikisi kucaklaşarak hasret giderdiler. Daha sonra Hz Ömer (r.a) asıl meseleyi sormaya başladı

  • Ya Ebu’d Derda; Sana maaş ve nafaka için yeteri kadar para göndermedin mi?
  • Diğeri; Evet gönderdin.
  • Peki neden bu vaziyete yokluk içinde yaşamaya devam ediyorsun ?
  • Ey Ömer!

Sen Resulüllah’tan (s.a.v) işitmedin mi? Peygamberimiz (s.a.v) dünyada bir garip veya bir yolcu gibi ol. Kendini ölülerden ve kabir ehlinden say buyurmadı mı?

Muhteremler !

Ebu’d Derda Hz (r.a) bunu söylemekle; dünyanın makam ve mevkiine itibar etmediğini beyan etmiş oluyordu. Çünkü bu büyüklerin en temel özelliği nefsin arzularına itibar etmemektir. Hatta bu hadisi nakleden ravi Mücahid b. Cebr Hz (r.a) diyor ki; Hz Ömer’in oğlu Abdullah (r.a) bu hadisi naklettikten sonra bana şöyle dedi;

Ey Mücahid! Sabahlayınca nefsine akşama kadar erişmekten bahsetme. Akşam olunca da nefsine sabahın adını anma ki uzun emel sahibi olmasın, nefsin hep ileriye tamah edip durmasın. Hastalıktan önce sağlığından istifade et, ölümünden öncede hayatından istifade et. Çünkü sen ey Allah’ın kulu! Yarın başına nelerin geleceğini, ölüp ölmeyeceğini bilmiyorsun.

Muhteremler !

  • Ashabı-ı Kiram’dan Selman-ı Farisi Hz (r.a) ashab-ı Suffe’dendi.
  • Bir sahabi ona; Ey Selman ! Sana bir ev yapayım dedi
  • O; Bizim asıl evimiz ahirette, bize o lazımdır dedi.

Kardeşlerim bu sözün ne manaya geldiğini iyi düşünmek lazımdır. Bu büyük zatların kalbi ve aklı öyle hale gelmiş ki nefis asla pay almıyor. Bilakis bunu yapmakla haz alıyor. Nefis kuvveti halavete dönmüş, bu da kalbin huşu (manevi huzur) halinden kaynaklanıyor.

Dördüncüsü İhlas= Bu da tevhidin tam olabilmesi için gerekir. Eğer kişi ihlas sahibi olmaz ise fasık olur. Yani çokça günah işlemeye başlar. Tövbe etmek hiç kalbine ve aklına gelmez, ihtiyaç hissetmez, içine pişmanlık girmez

Mesela namaz kılan birini düşünelim; Kendi başına namazlarını kılarken acele ediyor ve hiç de ehemmiyet göstermiyor. Ancak başkaları yanında çok huşu namaz kılıyor gibi davransa, bu kişi de mürailik özelliği var demektir. Çünkü ihlas sahibi olanın namazı, kişilere göre değişmez. Mürailik ise iki yüzlü davranmak demektir. İnsanın iki yüzlü davranması, nefsi bir hastalıktır.Onun için bunu yapanın ihlası eksik olur.

Şah-ı Nakşibendi Hz (k.s) sormuşlar;

Namazda huşu nasıl elde edilir?: Kendisi şöyle buyurmuş; Huzurlu bir halde helal lokma yemekle, huzur ile abdest almakla, namaza başlarken de iftitah (namaza başlama) tekbirini kimin huzurunda durduğumuzu bilerek yapmakla huşu elde edebilirsiniz diye cevap vermiş

Allah’ı bir kabul etmek için, yani tevhid anlayışının tam olabilmesi için, bu dört şey muhakkak lazımdır. Onun için tasdik, tazim, halavet ve ihlas çok önemlidir. İşte burada anlatılan ihlas, kalbin ilahi huzurla dolması, huşu içinde olması hemen akılla çözülecek bir iş değildir. Bunun için bir yol, yordam ve bu yolu bilen bir rehber icab eder.

Kaynak: Mehmet Ildırar / Tasavvuf Ve Nefis Terbiyesi / bkz: 57-60

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.