Namaz Abdest Gusül Kur'an İslam Nefis Ahlak Tövbe Vaaz Resim Galerisi
DOLAR
8,5492
EURO
10,0853
ALTIN
495,44
BIST
1.352
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
29°C
İstanbul
29°C
Gök Gürültülü
Pazar Gök Gürültülü
29°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
31°C
Salı Az Bulutlu
32°C
Çarşamba Az Bulutlu
33°C

Sen Af Yolunu Tut, İyiliği Emret, Cahillerden Yüz Çevir

17 Temmuz 2021 23:42
0

Kur’an-ı Kerim hakkı çeşitli üsluplarla anlatmakta, şüpheleri izale edecek delillere, kalpleri yumuşatacak öğütlere yer vermektedir.

Bütün bunlara karşı inkarcılar hakkı kabul etmemek için kulaklarını tıkayıp gözlerini kapamakta, hakkı kabule direnmektedirler. Onların bu tutumları, hakkı insanlara ulaştırmakla görevli olan müminleri tebliğden vazgeçmeye, inkarcılardan uzaklaşmaya itebilmekte; hatta onların bazı olumsuz davranışları nefret ve intikam duyguları beslemelerine bile sebep olabilmektedir.

Tam bu noktada Allah Teala tebliğ konusunda müminleri şöyle yönlendirmektedir:

“Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir (1)” Yüce Allah bu ayette tebliğ konusunda üç ilkeye yer vermiştir.

Bunlardan birincisi, “af yolunu tutmaktır. Ayetin bu ilk ifadesinde inkarcılara katı davranmamak, onlara karşı affedici bir tutum takınmak emredilmiştir. Bu, Müslümanlara karşı savaşmadıkları müddetçe, kaba veya kötü davranışlarından dolayı onlara kötü davranmamak, yaptıklarının aynıyla karşılık vermemek, onları kınayıp azarlamamak anlamına gelmektedir (2).

Ayrıca söz konusu emir, (kelimenin “el takısı ile gelmesi hasebiyle) affın bütün çeşitlerini kapsadığından, müminlerin yaptıkları bazı yanlış davranışlar için de geçerlidir (3). Ancak bundan, insanların temel haklarına taalluk eden, dinen suç olan davranışlarda bulunanlar müstesnadır.

“Af yolunu tutmak” önceki mananın devamı olarak, insan ilişkilerinde kolaylaştırıcı bir tavır takınmayı ifade etmektedir. Zira af kelimesi, zorluk kelimesinin zıddıdır.

Bu, insanları zorlamamayı; onlardan, güçlerinin yettiği davranışları talep etmeyi, tabiatlarına aykırı şeyleri kendilerinden istememeyi, durumlarını dikkate almayı ifade etmektedir.

O takdirde kusurlarını görmezden gelebilecek, onları kendisinden uzaklaştırmamış olacaktır. Bu tavır, insanlar ile Allah’ın dini arasındaki bağı pekiştirecek, dinin müsamahakâr ve aydınlık yüzünün görülmesine vesile olacaktır.

Nitekim Hz Peygamber (s.a.v) söz konusu tavrı, “Müjdeleyin nefret ettirmeyin; kolaylaştırın zorlaştırmayın (4)” hadisi ile ifade etmiştir. Çünkü İslam dini insanları meşakkate sokmayı, cezalandırmayı, onlardan intikam almayı amaçlamaz.

O, inkarcılar dahil tüm insanlar için ihsanı, hayrı ve rahmeti vadeder. Ayrıca af yolunu tutmak ifadesine, zekat farz kılınmadan önce insanların mallarından fazla olanı alma anlamı da verilmiş; ancak bu uzak bir yorum olarak değerlendirilmiştir.

Tebliğ konusunda öncekinin sonucu olarak ikinci ilke, marufu emretmektir. Zira sadece af ile yetinmek ve hakkı tebliğ etmeyi terk etmek büyük bir vebali gerektirir. Maruf, aklın ikna olduğu, kalbin huzur bulduğu, insanların yadırgamaksızın kabul ettiği güzel davranışlardır.

Dine muvafık yahut dince emir ve tavsiye buyrulan hususlardır. Maruf kavramı, İslam’ın, insan varlığına hürmetini, onunla uyumlu bir din oluşunu gösterir. Tefsirlerde maruf ile ilgili olarak çeşitli örnekler verilmiştir. Ancak maruf, belli bir manaya tahsis edilmemiş, kullardan maruf kapsamına giren bütün hususlara riayet etmeleri istenmiştir.

Marufu emretmek için kişinin, maruf kabul edilen özellikleri kendine ait bir vasıf haline getirmesinin, onunla ahlaklanmasının gerektiği açıktır.

“Marufu emret…” cümlesinde, Hz. Peygamber’den (s.a.v) inkarcıların olumsuz tavırlarından etkilenmeyip hakikati söylemeye devam etmesi istenmektedir. Dolayısıyla marufun kendilerine ulaştırılacağı kimseler, öncelikle müşrikler/ inkarcılardır. Çünkü bu umumi hükmün ortaya konma sebebi onlardır.

Bununla birlikte insanların tamamı tebliğin hedef kitlesini oluşturmaktadır. Zira hükmün genellik ifade etmesi için cümlede nesneye (meful) yer verilmemiştir. Öte yandan ayet marufun emredilmesi, münkerin nehyedilmesini de içerir. Çünkü bir şeyi yapmayı emretmek onun zıddını yapmaktan da sakındırmaktır.

Ancak ayette sadece marufu emretmeye yer verilmiştir. Çünkü inkarcıları hakka davet etmede önemli konu, marufu emretme konusudur. Onlar, hayatlarında münkerin galip olduğu, kötülüklerin kendilerini her yönden kuşattığı insanlardır.

Kötülüklerden sakındırmakla işe başlamak, onların haktan daha da uzaklaşmasına, davetçinin ise usanmasına sebep olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) Muaz b. Cebel’i, halkı ehli kitap olan Yemen’e gönderirken onlara öncelikle inanmaları ve yapmaları gerekenleri söylemesini emretmiştir.

Tebliğde üçüncü ilke, cahillerden yüz çevirmektir.

Hak kendilerine tebliğ edildikten sonra insanlar tebliğ karşısında çeşitli tutumlar takınırlar. Onlardan bir kısmını, hakkın tebliğ edilmesi taşkınlık etmeye, cahilce davranışlarda bulunmaya sevk eder.

Bu durumda yapılması gereken, cehalete bilgelikle karşılık vermek, onlarla tartışmamaktır; zira onlarla tartışmak faydalı bir sonuca ulaştırmaz. Onların nahoş sözlerine, bayağı davranışlarına aynıyla karşılık verilmemelidir çünkü aynıyla karşılık vermek onları sevindirecek, cehaletlerini sergileme imkanını kendilerine verecektir.

Bu tavır, tebliğ edenin bir taraftan toplum nezdindeki saygınlığını korumasını, diğer taraftan da dikkatini ve gücünü olumlu konulara yönlendirmesini sağlar.

İslam alimleri yukarıdaki ayeti, güzel ahlakı cemeden bir ayet olarak değerlendirmiş ve güzel ahlakla ilgili Kur’an’daki en kapsamlı ayet olarak nitelendirmişlerdir. Bununla birlikte söz konusu ayet tebliğ konusunda uygulanacak yöntem kapsamında da yorumlanmıştır.

Buna göre ayette tebliğin birincisi hazırlık, diğerleri de uygulama safhaları olmak üzere, birbiri ile irtibatlı üç ilkesine yer verilmiş olmaktadır.

Birincisi, hakkı tebliğ etme imkanı verecek bir ortamın oluşturulmasıdır. Bunun için muhatapların inançlarını tasdik etmese de varlıklarını kabullenmek, onları hakikati kabul etmekten uzaklaştıracak davranışlarda bulunmamak gerekir.

İkincisi, hakkı tebliğde sürekliliği temin etmek, muhatapların olumsuz tutumlarından dolayı vazgeçmemektir.

Üçüncüsü de hakkı reddetmekle kalmayıp birtakım aşırı tutum ve davranışlarda bulunanlarla alakayı kesmektir.

Ayetten, hakkı tebliğ görevinin hassas ölçülere göre yerine getirilmesi gereken bir görev olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim tebliğ faaliyetinin hikmet ve basiretle yerine getirilecek bir iş olduğunu ifade etmiştir.

Kaynak: Abdülkadir Erkut / Diyanet Aylık Dergisi / Nisan 2021 / bkz: 32-33

(1-Araf Süresi 199. ayet) (2-Bakara Süresi 109. ayet) (3-Al-i İmran Süresi 159. ayet) (4-Müslim, Cihad ve Siyer, 6)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.