DOLAR
18,8380
EURO
20,3232
ALTIN
1.133,14
BIST
4.997,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Kar Yağışlı
2°C
İstanbul
2°C
Kar Yağışlı
Salı Çok Bulutlu
3°C
Çarşamba Çok Bulutlu
5°C
Perşembe Çok Bulutlu
5°C
Cuma Çok Bulutlu
5°C

Kuran-ı Kerim de Tövbe Kavramı ve Mahiyeti

28 Mart 2021 14:37
0

Tövbe için şart koşulan salih amel, kişinin kötülük olarak yaptığı şeyin zıddıdır. Tövbekar kurtulmuştur. Zira kurtulabilmek için O’nun emrettiğini yapmak, nehyettiğini ise bırakmak gereklidir.

İnsanların birçoğu tövbeyi, tekrar günaha dönmeme azmi, ondan anında vazgeçme ve geçmişten dolayı pişmanlık duymakla tefsir ederler.

Bu eğer bir kul hakkı için söz konusu olursa buna dördüncü bir unsur olan, o hakkı yerine getirme hakkı eklenir. Onların bu anlattıkları tövbe, şartlı tövbedir. Aksi halde Allah’ın ve Resulü’nün buyruklarında tövbe -bunları içerdiği gibi- emredilen şeyleri yapma ve onlara sarılma azmini de içermektedir.

Bu ise yalnızca vazgeçme, tövbe ederek pişmanlık duyma ve azimle olmaz. Ta ki, aynı zamanda emrolunanı da yapmaya dair mutlak bir azmin bulunmasına ve onu bilfiil yapmasına ihtiyaç vardır. Ama tövbe, emrolunanın yapılmasıyla birleştiğinde, onların zikrettiklerinden ibaret kalır. Oysa yalnız olduğunda, iki hususu ihtiva eder. Tövbe, mutlak kaldığında, Allah’ın emrettiğini yapma, yasakladığını bırakmayı gerektiren ‘takva’ lafzı gibidir.

(Açıklaması: Hatta o, onu terk edene nefreti de içerir. Emredilene bağlı kalmak, yasaklananı ise bırakmaktır. Tövbe için şart koşulan salih amel, kişinin kötülük olarak yaptığının zıddıdır)

Onun emrolunanı yapma haliyle birleşmesi halinde, mahzurun sona ermesi gerekli olur.

(Açıklaması: Takva; Kulun Allah’ın kendisine verdiği, sıhhat, afiyet, mal, evlat, gece, gündüz vb şeyleri korktuğu ve hoşlanmadığı şeylere karşı kendini korumada kullanmasıdır. Onun Rabbine ve ahiret yurduna yaptığı yolculuk, engellerle ve düşmanlarla doludur; kötülükleri emreden nefs, heva, şeytan ve onun kendisini yoldan çıkarma, helak etme girişimleri.

Yüce Allah, onu bütün bunlarla imtihan eder ve kendisine mümkün olduğunca kurtuluş, başarı ve afiyet verir. Bu söz konusu nimetlerin yerli yerince mevkilerine konmasıdır. Helak ise ancak onların yerli yerine konmasından uzaklaşıp cehalet ve arzulara teslim olmak, hayvani nefsi hakim kılmak, Allah’ın ayetlerinden yüz çevirip şeytanın dostu olmakla gerçekleşir)

Tövbenin hakikati

Allah’a, O’nun sevdiğini yapmaya, sevmediğini terk etmeye bağlı kalarak dönmektir. O, sevilmeyenden sevilene dönüştür. Sevilene dönüş, O’nun isimlendirmesinin bir bölümü, sevilmeyenden dönüş ise diğer bölümdür. Bu yüzdendir ki yüce Allah, mutlak kurtuluşu, emrolunanı yapmaya, yasaklananı ise terk etmeye bağlamıştır.

‘Ey inananlar ! Hep birlikte Allah’a tövbe edin. Umulur ki kurtulursunuz (Nur’31)’. Her tövbekar kurtulmuştur. Zira kurtulabilmek için O’nun emrettiğini yapmak, nehyettiğini ise bırakmak gereklidir.

‘Kim de tevbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendisidirler (Hucurat’11)’

Emredileni terk eden kimse zalimdir. Ondan ‘zulüm‘ isminin silinmesi ancak iki hususu birleştiren tövbeyi yapmasıyla mümkün olur.

İnsanlar iki kısımdır;

Tövbekarlar

Zalimler

Tövbe edenler kimlerdir

► İbadet edenler,

Hamd edenler,

► Oruç tutanlar,

► Secdeye kapananlar,

İyiliği emredip kötülükten sakındıranlar,

► Allah’ın hududunu muhafaza edenlerdir.Öyleyse müjdele o imanı bütün müminleri (Tevbe’112)’

Allah’ın hududunu muhafaza etmek, tövbenin bir bölümüdür. Tövbe bu ayette bahsi geçen hususların toplamıdır. Tövbekarın bu isimle anılması onun

∟ Allah’ın yasakladığından emrine,

∟ İsyanından itaatine dönmesidir.

Öyleyse tövbe, İslam dininin hakikatidir. Din bütün olarak tövbe isminin kapsamına dahildir. İşte bu yüzdendir ki, tövbekar, Allah’ın sevgili kulu olmuştur. Çünkü Allah, bol tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. Ve O, emrettiğine bağlanıp nehyettiğinden uzak duranları da sever.

Öyleyse tövbe, zahirde ve batında Allah’ın sevmediği bir fiil ve durumdan, zahirde ve batında sevdiği bir duruma dönüşür. Onun kapsamına;

∟ İslam,

∟ İman ve

∟ İhsan girer.

Tövbe bütün makamları kapsamına alır. Bu yüzdendir ki o, bütün müminlerin gayesi, her işi başlangıç ve sonu olmuştur. O, mahlukatın var olduğu gayedir. Emir ve tevhid, onun bir parçasıdır. Hatta onun en büyük bir parçasıdır.

İnsanlardan çoğu, tövbenin önemini ve gerçeğini bilmedikleri gibi, bilerek ve fiilen de onu yapmazlar. Allah Teala’nın sevgisini, çok tövbe edenlere tahsis etmesi, ancak bu kimselerin O’nun nezdinde özel bir yeri haiz olmalarındandır.

Eğer tövbe, İslam’ın kurallarını ve imanın hakikatlerini toplayan bir isim olmasaydı, alemlerin Rabbi, kulunun tövbesinden dolayı bu derece sevinmezdi. İnsanların, hakkında konuştuğu makam ve hallerin tamamı, tövbenin ayrıntıları ve eseridir.

Kaynak: İbn Kayyım El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin / bkz: 281-282

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.