DOLAR
18,8260
EURO
20,1812
ALTIN
1.131,78
BIST
4.505,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
3°C
İstanbul
3°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
5°C
Perşembe Çok Bulutlu
5°C
Cuma Çok Bulutlu
6°C
Cumartesi Çok Bulutlu
7°C

Kulluk Bilinci Nedir? Namaz ve İbadetin Önemi – Vaaz

11 Ocak 2023 01:17
0

Türkçemizde ki kulluk, Arapçada ubudiyet, kelimesi ile ifade edilir. Bu kelimenin kökeninde, bir varlığa karşı en mükemmel manada tevazu ve hürmet göstermektir

İnsanın bu dünyada var oluşunun esas sebebi, Allah’a ibadet etmektir. İbadet ise, sadece namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi belirli dini emirlerden ibaret değildir. Geniş manada ibadet;

  • Hayatın her alanında ilahî buyrukları yerine getirmek, Allah’ın rızasını kazanmayı amaç edinmektir.

Kullukta bir tarafta bütün mükemmellikleri kendisinde toplayan mutlak kudret sahibi Allah Teala vardır. Diğer tarafta da O’nun nihayetsiz yüceliği karşısında hayranlık duyan insan vardır. Bu gerçek de bizi şu sonuca götürür:

Kul, Rabbini sıfat ve isimleri ile tanıma konusunda derinleştikçe, kendi acizliğini, sınırlı ve muhtaç oluşunu daha iyi kavrayacaktır. Bu da onun Yüce Mevla’ya daha fazla yaklaşma ve yakınlaşmasına vesile olacaktır.

İnsanın kulluk etmeye neden ihtiyaç duyduğu şöyle izah edilir:

İnsanın hayatı, tat ve lezzetlere varma, acı ve kederlerden uzaklaşma şeklinde cereyan eder. Bu dürtüler, insandaki ümit ve korkunun da kaynağıdır. Bu sebeple o, üstün kudret sahibi olarak gördüğü bazı varlıkların kendi derdine çare olacağına inanır ve onlara tapınır.

Kulluk, belirli bir hayat tarzının insana zorla dikte edilmesi, dayatılması şeklinde anlaşılmamalıdır. Aksine kulluk kişinin kendi iradesiyle gerçekleşir ve ancak bu şekilde bir anlam ifade eder. Dolayısıyla müminler, severek Allah’ kulluk ederler. Çünkü O’nun, sonsuz rahmet ve şefkatiyle kendilerini kucakladığını çok iyi bilirler.

Nitekim Fatiha’da önce Yüce Allah’ın rab, rahman, rahim sıfatlarından bahsedilir; daha sonra da kulluğun sadece O’na yapılacağı müminlerin dilinden bir şükran ifadesi olarak dökülür. Yine müminlerde sevginin zirvesini ilahî sevgi oluşturur. Dayatma ve zorlamanın olduğu yerde sevgiden bahsedilmez. Bu da gösteriyor ki kulluğun temelinde sevgi vardır.

Kulluk şuurunda olmak, kul olduğunun farkında olmak, bunu bir bilinç haline getirmektir.

Bu da sadece bilgi sahibi olmak ve inanmakla gerçekleşmez. Çünkü şuur sahibi olmak, bilgi sahibi olmanın ötesinde bir şeydir. Bu, konuyla ilgili bilgilerin insan zihninde yoğunlaşması ve devamlılık kazanmasıdır. Şuurun tersi, gaflette olmak, yaşadığı hayatta dini ve ahlaki değerleri umursamamak demektir.

Bir kimse hakkında kulluk şuuruna sahiptir dendiği zaman, bu kimsenin kulluğun gereklerini yerine getirdiği anlaşılır. Günümüz Müslümanlarının çoğunluğunun bu anlamda bir kulluk şuuruna sahip olduklarını söylemek zordur. Çünkü çoğu Müslüman’da kulluk, bir hayat tarzı bir yaşam felsefesi haline gelememiştir.

Kulluğun gerektirdiği değerler hayata hakim değildir. Aksine vahiy dışı, şeytani telkinler düşünce ve davranışlara yön vermektedir. Müslümanların önemli bir kısmı, namazlarını disiplinli bir şekilde yerine getirmemektedir. Ayrıca kılınan namazların, hayatın bütün alanlarında ilahi buyruklara teslimiyetin bir simgesi olduğu yeterince kavranamamıştır.

Oysa kulluk bölünme ve parçalanma kabul etmez. Camide Allah Teala’yı tazim ve takdis eden müminlerin, toplumsal hayata döndüklerinde vahiy dışı ölçülere göre hayatlarını yaşamaları doğru değildir. Günde beş vakit tekrarlanan namaz, eğer bir şuur uyanıklığı içerisinde eda edilmezse;

Zamanla derinlikten yoksun, tekrarlanan bir adet hâline dönüşür. Bu şekilde yapılan ibadetler de bir iç derinliği kazandırmaz. Manevi ve ruhsal hayatta tekamüle erdirmez. Ancak ihsan şuuruyla yani Allah’ı görüyormuşçasına secde ve rükular yapılırsa, işte o zaman eda edilen namazlar adeta her gün insanın eğitildiği mekteplere dönüşür.

Namazda şekil şartı elbette ki önemlidir; ancak ebedi kurtuluşun, ilk şartının da namazda huşudan geçtiği unutulmamalıdır.

Namazlar, ihsan eğitiminin yani ilahi murakabe altında olma şuurunun yoğunlaştığı zaman kesitleridir. Bu şekilde eda edilen namazlar sayesinde ihsan şuuru, ferdi hayattan aile hayatına, ticaretten eğitime, siyasetten sanata, kısaca bütün insani faaliyet alanlarına yayılır. Artık hiçbir meşgale, mümini Allah Teala’nın zikrinden, O’nun murakabesi altında olduğu şuurundan alıkoymaz.

Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:

  • Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. (Sevince de) artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden isterse muhakkak ona (istediğini) veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korur ve kollarım

Kulluk şuuruna sahip olmak;

Kulluk şuuruna sahip olmak; Allah Teala ile alakanın kesilmemesi demektir. Çünkü unuttuğumuzda, hemen Rabbimizi hatırlamamız bizden istenmektedir. Hatırlamak, Allah Teala’nın katında hatırlanmak demektir. İster müşrik, isterse münafık olsun; insanlar Allah Teala’yı nadiren de olsa zikrederler. Ancak müminlerin O’nu zikretmesi farklıdır. Bu bakımdan;

Ayetlerde müminlerin zikrinden bahsedilirken, çokça zikretmelerine vurgu yapılır.

Kulluk, müminin hayatının her alanına rengini verir. Kulluk bilincine sahip olan;

  • Ticari hayatta müşteriyi aldatmaz.
  • Devlet dairesinde kamu malını zimmetine geçirmez.
  • Sağlık kurumunda hastaya karşı hoyratça davranmaz.
  • Trafikte keyfi hareket etmez.
  • Eğitimde görevini savsaklamaz.
  • İdarede adalet ve ehliyetten sapmaz.
  • Toplumsal hayatta fitne ve fesada karşı duyarsız kalmaz.
  • İnsanların günah ve isyana sürüklenmesi karşısında sorumsuzca davranmaz.

Kısaca ibadet, şu ayette belirtildiği gibi, yaşanan zamana ve mekana kulluk mührünü vurmak, neticede hayatı her yönüyle manevi bir ticarete dönüştürmektir.

  • Ey Muhammed: De ki: Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de alemlerin Rabbi Allah içindir (Enam Süresi 162)

Kaynak: Prof Dr: İbrahim Hilmi Karslı (Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi) / Diyanet Aylık Dergisi / Nisan 2012 / bkz: 50-51

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.