Namaz Abdest Gusül Kur'an İslam Nefis Ahlak Tövbe Vaaz Resim Galerisi
DOLAR
8,4180
EURO
10,0262
ALTIN
494,94
BIST
1.384
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sıcak
36°C
İstanbul
36°C
Sıcak
Cumartesi Sıcak
35°C
Pazar Açık
34°C
Pazartesi Sıcak
36°C
Salı Sıcak
37°C

Kadınlara Verilen Siyasi Haklar

26 Şubat 2021 02:05
0

Kur’an’da kadınların siyasi haklarına dair işaret edilmemiştir. Ancak dolaylı yoldan atıfta bulunan, işaret eden ayetler vardır ki onları da şu şekilde açıklayabiliriz

Kadının siyasi haklarına Kur’anı Kerim‘de açıkça işaret edilmemektedir.  Ancak, dolaylı olarak işaret eden ayetler vardır. Gerek Kur’an ve hadislerdeki deliller gerekse İslamın ilk devrelerindeki tatbikatı, çeşitli şekillerde yorumlandığı için birbirinden farklı hükümler konulmuştur.

▬ Devlet başkanlığı da dahil kadın tüm siyasi haklara sahiptir.

▬ Kadın hiçbir siyasi hakka sahip değildir.

▬ Kadın seçme hakkına sahiptir, fakat seçilme hakkına sahip değildir.

Birinci görüşün sahipleri; Kadının siyasi haklarına dolaylı olarak işaret eden ayetlere ve açıkça temas eden hadislere dayanarak, Kadın hiçbir siyasi hakka sahip değildir görüşünü kabul etmiyor. Her ne kadar bu görüşün sahipleri kadına hakimlik, kadınlık, alış-veriş konularında ve vasiyette vekil olma, evkaf işlerine nezaret etme gibi bazı memuriyetlerde bulunma hakkını veriyorsa da, bunların siyasetle hiçbir ilgisi yoktur. Bu görüş üzerinde yapacağımız izahlar, birinci ve üçüncü görüşlerde ele alınacağından ikinci bir tekrarı gereksiz bularak diğer görüşlere geçiyoruz:

∟ Devlet başkanlığı da dahil kadın tüm siyasi haklara sahiptir» görüşünün sahipleri, kanıt olarak Tevbe seresinin 71. ayetini gösterirler.

∟ Mümin erkeklerle mümin kadınlar, birbirinin dostları ve yardımcılarıdır. Onlar iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar.

Bu ayeti celile de iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak vazifesini mümin erkekler gibi, kadınların da ifa edebileceği beyan edilmektedir. İşte birinci görüşün sahipleri bu ayeti celileye dayanarak bu işin; devlet başkanlığı da dahil siyasetin kapsamına girdiğini ve millet adına, memleket çapında yapmaktan başka bir şey olmadığını, bu yüzden kadının da bunu yapabileceğini söylemektedirler.

Biz bu görüşü, iyiliği emretmek, kötülükten vazgeçirmek görevinin her mümine kendi gücü dahilinde üstüne düşen bir vazife olduğunu, bu yüzden de bu ayeti celileye dayanarak kadının devlet başkanı olacağı sonucunu çıkarmanın mümkün olamayacağını söyleyerek red ediyoruz.

Bu görüşün sahipleri ayrıca Saba Melikesi Belkis‘i delil olarak öne sürerler ki, bu tamamen tutarsız bir delildir. Çünkü Saba Melikesi Belkis, Süleyman Peygambere tabi ve teslim olmadan önce bir devlet reisi idi ve hak dinde olmayıp güneşe tapardı. Süleyman Peygambere teslim olunca hak dine girmişti. Bundan sonra onun Melike olması, Kur’an‘da bahis konusu değildir. Bu yüzden hak dine girmeden önce ateşperest olan bir kadının durumu (devlet reisliği), Müslümanlara delil olamaz.

Kaldı ki Hz. Muhammed (s.a.v)’in bu konuda açık olan hadisleri mevcuttur. Daha önce de açıkladığımız bu hadisi şerifi, kadının devlet başkanı olamayacağını açıkça ifade etmektedir.

Allah’ın resulü, İran kisrasının kızı Boran’ın devlet reisliğine getirildiğini duyunca şöyle buyurmuşlardı: idarecilerini kadına tevdi eden bir millet, asla muvaffak olmaz

Kadın, seçme hakkına sahiptir, fakat seçilme hakkına sahip değildir, görüşünün sahipleri, delil olarak peygamber efendimizin şu hadisi şerifini gösterirler:

İdarecileriniz en hayırlılarınız, zenginleriniz de cömertleriniz olursa ve işleriniz aranızda meşveretle yürüyünce yerin üstü, sizin için yerin altından hayırlıdır. Fakat idarecileriniz en kötüleriniz, zenginleriniz de cimrileriniz olur ve işleriniz kadınlarınızın emir ve havalesinde bulununca, o zaman yerin altı sizin için üstünden daha hayırlıdır.

Bu hadisi şerife dayanarak kadının devlet reisi, bakan, milletvekili ve senatör üyesi olamayacağını ileri sürenler, ayrıca Erkekler, kadınlar üzerine hakimdirler mealindeki Nisa süresinin 11. ayetine dayanarak kadının başbakan, bakan ve milletvekili gibi devlet idaresinin en yüksek uzuvlarını teşkil eden parlamento üyesi olamayacağını söylerler ve şöyle devam ederler:

Bu yüzden diğer hukuki muamelelerde vekil olabilen kadının bu yetkisi, parlamento üyeliği kapsamına alınmaz. Aslında kadın görev ve sorumlulukları yönünden erkekten farklıdır. O, bir erkek gibi askerlik yapmakla ve savaşa iştirak etmekle mükellef değildir. Öyleyse erkeğe tanınan her hakkın, kadına tanınması caiz olmaz.

Çünkü Kur’anı Kerim’de Hz. Muhammed (s.a.v)’in zevcelerine ve dolayısıyla da tüm Müslüman kadınlara evlerinde sükun ve huzur ile oturmaları, cahiliye devrinde olduğu gibi laubali bir şekilde erkekler arasında gezinmemeleri emrolunmaktadır. Cuma, bayram, cenaze namazları ve cemaatle namaz kılmak gibi ibadetlerin kadınlara farz kılınmayışının sebebi olan cinsi ahlakı korumak hükmüne göre parlamento üyeliği umumi ve erkek meclislerine katılmayı öngören hususlar, kadınlar için mahzurludur.

Kadının parlamento üyesi olmasından amaç, haklarını korumak ise, bunu neşir organlarıyla yapabilirler. Hem parlamentonun sadece Allah’ın tayin ettiği sınır ve hükümler dahilinde yetkisi olduğu unutulmamalıdır.

Bu görüşün sahiplerine söyleyeceğimiz bir şey yok. Çünkü

İslam hukukuna göre kadının devlet başkanı veya milletvekili olabilmesi, ilmi yönden zayıf bir görüş olarak kabul edilmiştir.

Bu yüzden Kadın seçilme değil, ama seçme hakkına sahiptir görüşünü ileri sürenlere, dini delillere, akli ve mantıki izahlara dayanarak biz de katılıyoruz. Ve onların Kadın seçme hakkına sahiptir görüşü üzerinde ileri sürdükleri delilleri aktarıyoruz.

Kadının parlamento üyesi olmasını yasaklayan deliller, onun seçmen olmasını yasak kılmaz. Bu durumda onun seçmen olması, en tabi hakkıdır. Nitekim Hz. Muhammed zamanında ve ondan sonraki devirlerde devlet idarecisinin seçilmesi bey’at etmekle olurdu. Bey’at etmek, tokalaşmak şeklinde olurdu. Resulüllah Efendimiz ashabın kadın ve erkeklerinden bey’at almıştır. örnek; Akabe Bey’atleridir. (*)

Bazıları bu bey’atlerin siyasi olmayıp dini olduklarını ileri sürerler. Bu kesinlikle doğru değildir. Çünkü Resulullah’ın kadınlarla bey’atini emreden Mümtehine süresinin 12. ayetinde bazı dini hususlar sayıldıktan sonra peygambere hitaben: Emredeceğin herhangi meşru bir hususta sana asi olmamaları… diye zikrolunur. İşte bu hitab, Resulüllah’ın devlet başkanlığı ile ilgili emirlerini ifade eder.

Ayrıca Hz. Muhammed’in ashabıyla yaptıkları bey’atlerini siyasetle ilgili olduğunu gösteren bir husus da, onun buluğa ermemiş çocuklarla bey’at etmemesidir. İşte kadının bey’ati, onun seçme hakkına sahip olduğunun bir kanıtıdır. Resulüllah’ın zevcelerinden Ümmü Seleme, Peygamber Efendimize Hudeybiye gününde müşkil bir durum hakkında fikir beyan ederek yol göstermiş, peygamber de zevcesinin fikrini beğenerek onun sözüyle hareket etmiş ve müşkili halletmiştir, (1) Bu. idari ve siyasi bir işti.

Yine Resulüllah’ın amcası Ebu Talib’in kızı Ümmü Hani, Mekke’nin fethi gününde müşriklerden birine eman (yani İslam ülkesine girme vs orada güven içinde olmak iznini) vermiş, Resulüllah Efendimiz de bunu kabul etmişti. (2) Bu da, idari ve siyasi bir işti.

Hz. Ömer’in vefatından sonra halife seçimiyle görevlendirilen Abdurrahman b. Avf, halifeyi tayin ve tesbit için Medine balkının fikirlerine müracaat etmiştir ki bu arada kadınların fikrine de başvurmuştu. (3)

Yine Hz. Osman’ın şehit edilmesi üzerine Peygamberimizin zevcesi Ayşe annemizin Hz. Osman’ın kanım talep ettiğini ve bu işi savaşa kadar götürdüğünü, kendisinin Cemel Hadisesinde ordunun önünde bulunduğunu bilmekteyiz. Bu, doğrudan doğruya idare ve siyasete karışmaktır. Ki bu yüzden ashabın bir kısmı Hz. Ayşe’nin bu hareketini doğru bulmamıştır. Hz. Ayşe anamız da sonradan bu hareketini doğru bulmayıp pişman olmuştur. (4)

Sonuçta diyebiliriz ki, kadının yaratılışı ve ruhi karakteri kesinlikle siyasetle bağdaşmaz. Her ne kadar tarih süresince ve günümüzde kadın, siyaset alanında bazı yüksek makamlar işgal etmişse de, bu sahada büyük işler görmüş değildir. İslamiyet ise, kadını devlet reisi ve parlamento üyesi gibi devletin yüksek makamlarını işgal etmesini menetmiştir. Ancak siyasi olmayan memuriyetlerde bulunabilir, hakim olabilir, alış – veriş konularında ve vasiyete vekil olabilir, vakıf işlerine bakabilir.

Kısacası İslamiyet, kadına hukuki muameleler de vekillik verebiliyor, ama devlet idaresinde vekillik vermiyor. Fakat onu seçmen olma hakkından da mahrum etmiyor.

Kaynak: Turan Yazılım / Mürşit 5/ İlmihal / Evlilik Ve Mahremiyetleri

(1) el-İsabe, c: s:440, (2) Müslim c: 1,s:498, (3) El-Mevdudi, Nahre’d-düstüri’l-İslami, s:74, (4) Buhari c: 8,97

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.