Kadınlara İyi Davranmak

18 Kasım 2021 00:30
0

İslam’da erkek evleneceği kadına mihir adıyla bir mal verir ve bunun miktarı örf, adet ve emsale göre tayin edilir. Mihir, kadının hakkı, onun özel malıdır

Ey iman edenler!

Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla ili geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız (biliniz ki) Allah’ın hakkınızda çok hayırlı kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış olabilirsiniz.

Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayınız. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız? Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu  nasıl geri alırsınız? (1)

Bu mübarek ayetlerde cahiliye devrinde yaygın olan bir ailevi adetten Müslümanlar men edilegelmiştir. Aile hayatına güzelce riayet edilmesi emredilmektedir. Karı-Koca arasında ayrılık  vuku bulduğunda kadına verilmiş olan mihirden -pek ziyade olsa bile- bir mal almanın koca için asla uygun olmayacağı ihtar edilmektedir. Şöyle ki;

İslam’dan önce Araplar kadına çok kötü muamele ederlerdi. Bu cümleden olarak kocası ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi telakki ederlerdi. Ölen kocanın yakınları kadın istemese bile onunla evlenme veya onu başkasıyla evlendirme hakkına sahip olduklarını düşünürlerdi. Kadını kullanarak maddi menfaat sağlama yoluna giderlerdi.

İbn Abbas (r.a)’dan rivayet edildiğine göre  ayet-i kerimenin nüzulu ile bütün bu haksızlıklar nihayete erdirilmiş, kadına layık olduğu hakları verilmiştir. Çünkü İslam’da erkek evleneceği kadına mihir adıyla bir mal verir ve bunun miktarı örf, adet ve emsale göre tayin edilir.

Mihir, kadının hakkı, onun özel malıdır; peşin verilmemiş ise kocasının boşaması veya ölmesi halinde mihir olarak belirtilen miktarın kadına derhal ödenmesi gerekir. Erkeklerin, çeşitli yollar ve desiselerle bu hakkı kısmen veya tamamen yemeleri, verdiklerini zorla geri almaları meşru değildir.

Bir kadınla evlenip cinsel ilişkiye giren veya birleşecek bir ortamda baş başa kalan (halvet olan) koca, onu boşadığı takdirde mihrin tamamını ödemek durumundadır. Ayet-i kerimede ki !birbirinizle haşır-neşir olduğunuz- ifadesi ile bu hususlara işaret edilmiş olmaktadır. Cinsel birleşme ve halvet olmadan boşanma halinde ise, kadın mihrin yarısına hak kazanmış olur

Ayet-i kerimede ki ‘kadınları miras yoluyla zorla almak’ ifadesi, kadınların kendisi için söz konusudur. Ancak ayetin bu kısmına ‘kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir’ şeklinde mana vermek de mümkündür. Bu takdirde ifade, onların malları için söz konusu olmuş olur. Çünkü İslam’dan önce bunların her ikisi de yapılmaktaydı

Bir adam, babası öldüğünde üvey annesine sahip olurdu. Eğer ölen kişinin başka bir eşinden oğlu yoksa kadın erken davranıp akrabalarının yanına kaçamazsa, ölenin yakınlarından birisi kadının üzerine bir elbise atar ve ona sahip olurdu.

İstediği takdirde ölenin verdiği mihir dışında herhangi bir mihir vermeksizin onunla evlenirdi. İsterse de başkasıyla evlendirir; mihrini kendisi alırdı; kadına o mihirden bir şey vermezdi. Bir de, kadının kendisine değil, malına zorla varis olmak vardı. Bu da iki şekilde olurdu:

  • Birincisi: Ya kocası karısını sevmediği halde boşamazdı; ölmesini ve malının kendisine kalmasını beklerdi
  • İkincisi: Ya da veliler velayetleri altındaki kadın ve kızları evlendirmez, böylece mallarının kendilerine kalmasını isterlerdi. İslam geldikten sonra cahiliye döneminin bu haksız adetleri sona ermiştir.

Ayet-i kerime de geçen ‘Apaçık bir hayasızlık’ kaydı zinayı veya karı kocanın ayrılmasını gerektirecek bir davranışa, hak ve sınır tanımaz bir durumu ifade eder. Kadın evlilik hukukunun sona ermesini gerektirecek böyle bir harekette bulunursa, koca daha önce kendisine verdiği mihrin bir kısmını almak için kadını zorlayabilir ve böylelikle evliliği sona erdirebilir. Eğer böyle bir durum yoksa, erkeğin eşiyle iyi geçinmesi, ona karşı dinin meşru gördüğü, aklın ve örfün hoş karşıladığı şekilde muamele etmesi gerekir.

Ayet-i kerimenin son kısmı, aile yapısını ayakta tutmak için çok mühim bir kaide koymaktadır. Evliliğin başında kişinin, eşinin gerek fiziki güzellik, gerek ahlak bakımından hoşa gitmeyen bazı eksikliklerine muttali olabilir. Koca ilk planda bunlara takılarak hemen eşini boşama yoluna gitmemelidir. Sabırlı, soğukkanlı ve dikkatli davranmalıdır. Evlendiği kadının, mutlu bir aile hayatının temini için henüz keşfedilmemiş farklı güzellikleri olabilir.

Bu güzelliklerin ortaya çıkmasına fırsat vermek gerekir. Zamanla onun iyi yönlerinin, eksikliklerinden daha fazla olduğunu ve onların eksikliğini kapatacak kadar baskın olduğunu anlayabilir. Nitekim Resulüllah (s.a.v): Mümin bir erkek, mümin olan hanımından tiksinip nefret etmesin. Çünkü onun bir huyundan hoşlanmayacak olsa dahi, bir başka huyundan hoşlanabilir buyurmaktadır

Şu halde, kadınlarla İslam’ın reddetmeyeceği uygun şekilde (maruf üzere davranıp) iyi geçinmek Müslüman üzerine bir vecibedir. Burada maruftan maksat, harcamalar konusunda insaflı olmaktır

Eğer kadınlar hoşunuza gitmez ve sohbetlerinden bıkarsanız; olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda hayırlar yaratmış bulunur. Bu sebeple yalnız nefsinizin hoşlanmamasından dolayı onlardan ayrılmaya kalkışmayınız, geçimlerine sabrediniz.

Bu sebeple kocanın iyice düşünmeden, hanımının hoşlandığı ve hoşlanmadığı huylarını mukayese etmeden onu boşamaya karar vermesi doğru değildir. Çünkü boşanma, Allah’ın sevmediği bir helaldir; başka çare kalmayınca başvurulacak bir durumdur.

Evlilik ise ortada ciddi bir sebep bulunmadığı halde sadece duyguların tesiriyle kolayca bozulabilecek bir akit değildir. Ancak her ne olursa olsun, erkek eşini boşayıp yerine bir başkasını almak istiyorsa, evvelki eşine verdiği mihirden bir şeyi geri alması helal değildir.

Ayet-i kerimede ‘Yoksa siz onu iftirayla ve apaçık günahla mı alacaksınız’ ibaresiyle, yukarıda bahsi geçen eski çirkin adetlere işaret edilmiş olmakta ve böylece onun gibi davranışlar yasaklanmış bulunmaktadır. Burada ‘Yüklerle’ olarak tercüme edilen (kıntar) kelimesi çokluktan kinayedir.

Peygamberimiz (s.a.v); mehir konusunda mutad olanın takip edilmesini, aşırı gidilmemesini tavsiye etmiş olmakla birlikte, bu ayetin ifadesinden dolayı alimler mehrin bir sınırının olmadığını kabul etmişlerdir.

Hz Ömer (r.a), mehrin üst sınırını 1280 gram gümüş olarak belirlemeye karar vermiş ve mescid de minbere çıkarak bu kararını açıklamıştı. Bunu işiten Kureyşli bir kadın mescide gelip halifeye itiraz etmiş ve aralarında şu konuşma geçmiştir:

  • Ey müminlerin emiri! Allah’ın kitabı mı yoksa senin emrin mi uygulama  önceliğine sahiptir?
  • Bu soruya taaccüp eden Hz Ömer; Tabi ki Allah’ın kitabı. Niçin bunu soruyorsun? diye karşılık verince kadın şu cevabı verdi;
  • Sen az önce insanların fazla mehir ödemelerini yasakladın. Halbuki Allah Teala kitabında ‘.. Onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın (2) buyurmaktadır demesi üzerine Hz Ömer;
  • Doğru düşünen ve söyleyen bir kadın, hata eden bir başkası. Allah yardımcımız olsun demiş ve ardından tekrar minbere çıkarak mescittekilere şunları söylemiştir:
  • Sizi, kadınlara mehir verme konusunda aşırı gitmekten menetmiştim. Herkes kendi malında dilediği kadarını versin, serbestsiniz.

Burada ‘kesin bir söz’ olarak çevrilen ‘misakan galizan’ ibaresi, Allah’ın emri ve Peygamber’in sünneti üzerine yapılan nikah akdini ifade eder. Çünkü bu akit, hayat boyu güzel geçinmeyi, bu olmadığı takdirde de güzellikle yollarını ayırmayı gerektirmektedir. Bu akde ve ahde uymayarak, verilen sözde duymayarak verilmiş olan bir hakkı veri almaya çalışmak ise zulümdür, günahtır. (1- Nisa Süresi 19-21) (2- Nisa Süresi 20)

Kaynak: Cafer Durmuş / Ey İman Edenler / bkz: 299-303

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.