ref: refs/heads/v3.0
DOLAR
31,0819
EURO
33,6711
ALTIN
2.015,43
BIST
9.382,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
18°C
İstanbul
18°C
Açık
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Çok Bulutlu
15°C
Pazartesi Az Bulutlu
13°C
Salı Az Bulutlu
14°C

İslam’da Recm Cezasının Hükmü Nedir?

İslam’da Recm Cezasının Hükmü Nedir?
26 Kasım 2023 00:16
49

Girişim dergisinin Aralık 1986 sayısında bir zat, İslam’da recm cezasının bulunmadığını ve sonradan düzenlendiğini belirtmektedir, uzun konuşmasıyla İslami bilgilere sahip olmadığı ve hadisleri mutlak olarak kabul etmediği gibi hiçbir delile dayanmadan indi bir şekilde konuştuğunu ortaya koymaktadır.

Ayrıca sözleri arasında gayet açık çelişkiler bulunmaktadır. Başından sonuna kadar bu konuşmalarını tahlil süzgecinden geçirerek işin gereğini ortaya koymak çok uzayacaktır, Bunun için birkaç cümlesini aynen naklederek İslam’da recm’in durumunu kısaca belirtmekle yetineceğim, İşte bazı sözleri:

Kur’an-ı Kerim‘de düzenlenen idam cezalarının, icrası bakımından en ağır şekli, taşlanarak öldürme diye telakki edilen “recm”, Eğer Kur’an-ı Kerim’de düzenlenmiş olsa idi söylenecek bir şey yoktu, Halbuki Kur’anı Kerim’e bakıyoruz, “recm” cezası diye bir şey mevcut değil. Şu halde nereden çıkıyor, zina için (eğer taraflar evli ise) recm cezası, taşlanarak öldürme cezası tertip edilmesi.”

“Uygulama olarak, rivayet edilen hadislere bakılırsa ölümle sonuçlanan recm cezasını kabul etmemiz gerekiyor. Ama ben bunu kabul edemiyorum. Bu hususun sünnetle düzenlenecek bir husus olduğunu sanmıyorum.”

“Benim kanaatim ki, bütün Müslümanların da kanaati bu olmalıdır, “hadis” de vahiydir. Hz, Peygamber kendiliğinden bir şey söylemez, ne söylerse vahiydendir, Vahiyde de çelişki olmaz:.”

Sözleri arasındaki çelişkiye bakınız. O bir yandan diyor ki: Bu meselenin sünnetle düzenlenecek bir husus olduğunu sanmıyorum, diğer hir yönden de diyor ki: Hadis de vahiydir. Peki hadis de vahiy ise neden recim cezası onunla sabit olmasın, neden namaz ve zekat gibi ibadetlerin keyfiyet ve tafsilatı onunla sabit olsun da, recm onunla sabit olmasın.

Yukarıda belirttiğim gibi şimdi de İslam’da recm’in varlığı üzerinde duralım. İslam dini, Hz. Muhammed (s.a.v)’in semadan getirdiği ilahi bir nizamdır. Bu nizam geldiği gibi ebediyen kalacaktır. Cenabı Hak Kur’an-ı Kerim’de bunu vadetmiştir. Onda tasarruf etmek, bir kelimesini bile değiştirmek için hiçbir kimseye yetki verilmemiştir. Kişinin keyfine göre izahı yapılamaz. Şayet yapılacak olursa İslam sayılmaz.

Bu nizama iman eden kimseye Müslüman, etmeyen kimseye de gayri müslim denir. Kişinin Müslüman olabilmesi için onun tümüne iman etmesi gerekir. Bir kısmını kabullenip diğer bir kısmını reddetmesi muteber değildir. Cenabı Hakk şöyle buyuruyor:

“Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır (Bakara Süresi 85)

Bu ilahi nizamın, vahyi metluv ile vahyi gayri metluv olmak üzere iki ana kaynağı vardır. Vahyi metluv tilavet edilen yani okunan demektir. Bu da elimizde bulunan Kur’an-ı Kerim’dir. Vahyi gayri metluv ise vahye dayanan peygamberin söz ve fiilleridir. Hz. Peygamber’in hadisi de buna işaret etmektedir.

Peygamber (s.a.v) efendimiz Muaz bin Cebel’i Yemen’e kadı olarak göndermek istediğinde ona hitaben buyurdular ki:

  • Ey Muaz! Hüküm vermen için sana gelindiğinde nasıl davranacaksın?
  • Allah’ın kitabı ile hükmederim.
  • Bulamazsan?
  • Resulüllah (s.a.v)’in sünneti ile hükmederim.
  • Bulamazsan?
  • İctihad ederim, elimden gelen gayreti hiç esirgemem.

Demek ki, Kur’an-ı Kerim’de veya sünneti seniyye’de yer almamış olan bir hükmün mahiyetini anlamak için ictihada baş vurulacaktır. Ve o hükmü ictihadla çözümlemek mümkündür. Yalnız ictihad ile ortaya çıkan hüküm, kesin olarak İslam’ın hükmüdür, diyemeyiz. O, doğru olabileceği gibi yanlış da olabilir.

Peygamber (s.a.v) bu konuda şöyle buyurur: Müctehid, isabet ederse iki ecri, hata ederse bir ecri vardır.

Bunun için müctehidin ictihadını kabul etmek mecburiyetinde değiliz. Mesela Şafii mezhebine göre bir erkeğin vücudu, namahrem bir kadının vücuduna dokunursa abdesti bozulur. Hanefi’ye göre ise bozulmaz. Hanefi olan bir kimse Şafii’nin bu ictihadını kabul etmediği için ne günahkar olur, ne de inancına bir halel gelir.

Yine Hanefi mezhebine göre bir kimsenin vücudundan kan çıkarsa abdesti bozulur. Şafii’ye göre ise bozulmaz. Şafii olan bir kimse bunu kabul etmediğinde günahkar olmaz. İnancı da zedelenmez. İctihadi meseleler sayılamayacak kadar çoktur.

Demek ictihaddan kaynaklanan ihtilaflı meseleleri inkar etmek imana zarar vermez. Tabiatıyla her müctehid ve onun mukallitleri ihtilaflı meselelerde diğer müctehidlerin ictihadlarını kabul etmemektedirler. Ama Kur’an-ı Kerim’in veya mütevatir bir sünneti seniyyenin kesin olarak açıklandığı bir hükmü inkar etmek, İslam hududunun dışına çıkmak demektir.

Mesela, namaz, oruç, zekat ve hac gibi ibadetlerin farziyeti, öldürme, içki, zina ve gıybet gibi şeylerin yasak oluşu Kur’an-ı Kerim’in nassı ile sabit olduğundan onları inkar etmek küfür ve dalalettir. Bunun gibi de farz olan namazın rekat sayıları, her rekatta rüku ve secdelerin adedi, Kur’an-ı Kerim ile değil, mütevatir olan vahyi gayri metluv ile sabit olmuştur. Bunu da inkar etmek küfürdür.

“İslam’ın bütün hükümlerinin Kur’an-ı Kerim’de yer alması gerekir. Kur’an-ı Kerim’de yer almamış bir hüküm İslami değildir” demek küfürdür. Çünkü bazı cahillerin dediği gibi durum böyle olsaydı İslam nasıl yaşanacaktı; nasıl namaz kılınacak, nasıl zekat verilecek, nasıl hac ibadeti eda edilecek, nasıl oruç tutulacaktı?

Zira Kur’an-ı Kerim bunları emretmiş ama tafsilatına girmemiştir. Her namaz kaç rekattır, her rekatta kaç rüku ve sücud vardır? Zekata tabi olan şeyler çeşit çeşittir. Her çeşidin zekat miktarı nedir?

Nasıl tavaf edilecektir? Her tavaf kaç şavttır? Nasıl ve nereden ihrama girilecektir? Bütün bunları açıklayan Kur’an-ı Kerim değil. Peygamber (s.a.v)’dir. Onun hadisidir. Durum böyle olsaydı o zaman bütün bu ibadetleri terk etmek icabederdi.

Her akıl baliğ ve evlenmiş olan kimseye zina etmesi sebebiyle dinen kendisine uygulanması gereken recm cezası da bu kabildendir. Yani vahyi metluv ile değil, vahyi gayri metluv olan Allah’ın kelamı ve Peygamberin (hadisi) ile sabit olmuştur.

Buhari, Müslim ve diğer sahih hadis kitaplarında sabit olduğu üzere Hz. Ömer (r.a) şöyle buyurmuştur. “Recm cezası, vahyi gayri metluv olan şu ilahi sözlerle sabit olmuştur: “Yaşlı olan erkek ile yaşlı olan kadın zina ederlerse Allah tarafından bir ceza olarak onları recmediniz. Allah Azizdir, Hakimdir.”

Hz. Peygamber (s.a.v) bizzat yukarıda zikredilmiş sıfatlarla muttasıf iki yahudi ile Maiz el Eslemi ve Gamidiye hakkında recm cezasını uygulamıştır. Hulefai Raşidin de aynı minval üzere devam etmişlerdir. Selef ve halef alimleri bu hususta ittifak halindedirler. Yani recm mütevatir sünnetle sabit olduğu gibı icmai ümmetle de sabittir. Hariciler müstesna hiç kimse muhalefet etmemiştir.

Hariciler Hz. Ali. Hz. Muaviye ve taraftarlarını, Hz. Aişe ve taraftarlarını tekfir eden sapık bir fırkadır. Binaenaleyh recm gibi meseleleri ortaya atmak suretiyle Müslümanların kalbine vesvese verip inançlarını zedelemeye çalışan kimselere karşı çok uyanık olmak gerekir.

Düşman elbette durmaz. Bir gün Müslümanları irtica ile damgalamaya çalışacak, başka bir gün İslam’ın emri olan kadın örtüsünü inkara kalkışacak, diğer bir gün de recm’i dile getirecek.

Fukaha bu ağır cezayı tatbik etme hikmetini şöyle açıklıyorlar: Hür, akıl baliğ olduğu ve sahih bir nikahla evlendiği halde Allah’ın şiddetle yasaklamış olduğu bu büyük cinayeti, aldırış etmeden işleyerek kadının babasını, anasını, kardeşlerini ve çocuklarını lekeleyerek hayatları boyunca başlarını aşağıya eğmelerine sebep olan kimse böyle bir cezaya müstehaktır. Aynı zamanda bu tür cezanın uygulanması, başkasının da böyle bir işe teşebbüs etmesine engel olacaktır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.