ref: refs/heads/v3.0
DOLAR
28,8983
EURO
31,1879
ALTIN
1.874,83
BIST
8.057,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
13°C
İstanbul
13°C
Hafif Yağmurlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
14°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C
Cuma Hafif Yağmurlu
7°C
Cumartesi Çok Bulutlu
9°C

Hümeze Süresi Besairu’l Kur’an Tefsiri

Hümeze Süresi Besairu’l Kur’an Tefsiri
5 Ekim 2023 01:33
22

Hümeze Süresi; Kur’an-ı Kerim’de 104. süredir ve Mekke’de nazil olmuştur. Toplam 9 ayettir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

  • Hümeze Süresi 1 ve 2. Ayetin Meali: Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline!
  • Hümeze Süresi 3. Ayetin Meali: Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır.
  • Hümeze Süresi 4. Ayetin Meali: Hayır; o, andolsun ki, Hutame’ye atılacaktır.
  • Hümeze Süresi 5. Ayetin Meali: Hutame’nin ne olduğunu sen bilir misin?
  • Hümeze Süresi 6 ve 7. Ayetin Meali: O, yüreklere çökecek olan, Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir.
  • Hümeze Süresi 8 ve 9. Ayetin Meali: Onlar, uzun sütunlar arasında, her yönden o ateşle kapatılmışlardır.

Hümeze Süresi; malına, servetine ve konumuna güvenerek müminlerle alay eden, insanlara tepeden bakan, insanları ayıplayan, insanların iffet ve namuslarına dil uzatan, istihza ve alaylarla müminleri çekiştirip küçük düşüren bir insan tiplemesinden söz etmektedir. Her şeyi mal, mülk, makam, mevki ile değerlendiren müstekbir bir insan tipi.

Hümeze Süresinde; Tüm gücüyle mal mülk toplamaya, servet yığmaya yönelen, topladıklarıyla övünüp böbürlenen ve dünyada ebedi kalacakmış gibi plan program yapmaya çalışan bu yüzden de ahiretle ilgilenecek zamanı kalmayan kişinin kötülüğü anlatılır. Malının kendisini ebedi kılacağını zanneden, malıyla ebedîleşmeyi hesap eden ve malı sayesinde ahiretteki hesabının hafifletileceğini uman kişinin cehenneme gideceği anlatılır.

Asr Süresinde insanların zarar ve ziyanda oldukları anlatılmıştı. Ondan sonra gelen Hümeze Süresinde ise; ziyanda olanların özelliklerinden bazıları anlatılmaktadır. Bu özelliklerin sahiplerinin ateşe atılacakları anlatılır.

Kimmiş bu cehenneme atılacak olanlar?

  • Başkalarını hakir ve zelil etmeyi adet haline getiren o kişi bazılarını parmakla gösterir, bazılarını da söz ile işaret eder.
  • Bazılarına nasipleri dolayısıyla ta’n eder.
  • Bazı şahısları da kötülüğe bağlar.
  • Bazılarını yüzüne karşı aşağılar, bazılarını da gıybet eder.
  • Laf taşıyarak dostlar arasında kavga ve huzursuzluk çıkarır, kardeşlerin arasını bozar.
  • Başkalarını kötü isimle çağırır, onlarla alay eder ve eksikliklerini ortaya çıkarır.

Hümeze Süresi; İslam davasının ilk dönemlerindeki gerçek hayat tasvirlerinden birisini aksettirmektedir. Ayrıca her toplum ve çağda görülebilen bir örneği tasvir etmektedir.

Hümeze Süresinde; basit ruhlu, aşağılık bir kişi canlandırılarak böyle insanların hal ve tavırları anlatılmakta ne kadar zavallı oldukları vurgulanmaktadır. Kendisine mal verilen ve malın esiri olup dünyada tek değerin maldan ibaret olduğunu sanan, maddiyat karşısında bütün değerlerin küçüklüğüne inanan aşağılık ruhlu insanlardan birisidir.

Ayrıca o, elde ettiği bu malın her şeye gücü yeten ve hiçbir şeyi yapmaktan geri kalmayan bir tanrı olduğunu sanmaktadır. Böylece ölümün gelmeyeceğini ve ebediyen mal dolayısıyla hayatta kalacağını zannetmektedir. Eğer öbür dünyada bir hesap veya ceza olacaksa bunu malıyla devralacağını sanmaktadır. Malı, parası artık onun tanrısı olmuştur. Artık o, maddiyat ve dünyaya tapmaktadır.

Bu vesileyle o kişi (ve onun gibileri) mallarını saymakta ve saydıkça zevk almaktadırlar. İçinden kötü bir duygu onu insan şeref ve haysiyetini çiğnemeye, diliyle insanları çekiştirip alay etmeye itmektedir. Bu tasvir şahsiyetten yoksun ve imandan mahrum olan beşer ruhunun iğrenç, çirkin ve adi bir tasviridir.

İslam, ahlaki yüceliğe değer verdiği için bu derece düşük ve adi ruhları nefretle karşılar. Bunun için alay ve istihzayı yasaklar. Çeşitli yerlerde onu bunu kınamayı reddeder. Burada bu derece çirkin ve iğrenç olarak zikredilip bunun yanı sıra tehditlerin yer alması demek oluyor ki, o devirde bir takım müşrikler Peygamber Efendimize ve müminlere karşı böyle davranmaktaydılar. Bu gerçek dün onlara karşı uygulanmış, günümüzde de yine müşrikleri arattırmayacak derecede Müslümanlara karşı uygulanırlığı devam etmektedir

Hutame Süresi Meali: (İnsanları) arkadan çekiştiren, yüze karşı (onlarla) alay eden her kişinin vay haline (1). Ki o, (dünya) malı(nı) toplayıp tekrar tekrar sayanlar (2). Malının gerçekten kendisine (dünyada) ebedi hayat verdiğini sanır (3). Hayır (sandığı gibi malı kendisine ebedi hayat vermeyecek ve) o elbette Hutameye atılacaktır (4). O Hutamenin mahiyetini sana ne bildirdi? (5). (Hutame, sönmesi imkansız) Allah’ın tutuşturmuş ateşidir (6). Ki o (derilerini, etlerini yiyip bitirecek ve) kalplerin üstüne çıkacaktır (7). Muhakkak ki bu (ateşin kapıları) onların üzerine uzatılmış direklerle kapatılmış (olacak) tır (8-9)

Yüce Allah’ın bu şekli reddedişindeki itinasında iki büyük mana görülmektedir.

  • Biri; Ahlak düşüklüğünün takbih edilip bu çeşit düşük ruhları kötülemek.
  • İkincisi; Mü’min ruhları destekleyerek onlara aşağılıkların sızmasını önlemek, Allah’ın yaptıkları her şeyi gördüğünü onlardan hoşlanmayacağını ve cezasını vereceğine işaret etmektir.

Bu işaretler müminlerin ruhen yüceltilmelerini sağlamak ve çirkin hile ve oyunlardan uzaklaşmasını sağlamak içindir.

Hümeze Süresi 1. Ayet Tefsiri: Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişiye veyl olsun: Her bir Hümeze ve Lümeze’ye veyl olsun. Her bir Hemmaz ve Lemmaz, cehennemin Veyl’ine gitsin.

  • Hümeze insanları arkadan çekiştirmek, gıyaplarında insanların şeref ve haysiyetlerini yaralamak
  • Lümeze de yüzlerine karşı kaş-göz hareketleriyle insanları alaya almayı, küçük düşürmeyi, rahatsız etmeyi alışkanlık haline getirmektir.

Gerek insanların arkalarından, gerekse yüzlerine karşı onların;

  • Namus ve şerefleriyle oynayan
  • Onları incitip rahatsız eden
  • Gıybet eden
  • Koğuculuk yapan
  • İnsanların etini yiyen
  • Şeref ve haysiyetlerini kemiren
  • İnsanlara onların hoşuna gitmeyecek ve onurlarını kıracak lakaplar takan
  • İnsanlarda kusur arayan
  • Onların avretlerini açmaya çalışan
  • İnsanlar arasında zevzeklik ve maskaralıklar yaparak hem kendisi gülen, hem de insanları güldürmeye çalışan ve bu özellikleri alışkanlık haline getiren her bir Hemmaz ve Lemmaz cehenneme gitsin ve onlara veyl olsun diyor Allah

Müslümanlara tepeden bakan, gurur ve kibir abidesi bir müstekbirden söz ediyor Rabbimiz. Malına, servetine güvenerek insanları horlayan, onları küçük görerek alaya alan bir insan tipi.

Böyle mal ve servetine güvenerek, makam ve konumuna mağrur olarak, sahip olduğu şeylerin bir üstünlük sebebi olduğuna inanarak bunlara sahip olamayan müminlere tepeden bakan, bu tavrından ötürü Allah’ın cehennemini hak eden tüm müstekbirler aslında dünyada da cehennemi yaşamaktadırlar. Bunlar, bu tipler her ne kadar da müstekbirane bir tavır içinde olurlarsa olsunlar, asında övünebilecek ve sevinebilecek hiçbir şeyleri yoktur. Ama yine de bu hayat kendilerine süslü gösteriliyor.

İşte böyle tüm gördükleri, oldum olası bir dünya hayatları var. Yaşasınlar bakalım. Zaten bu adamlar geberir gebermez hepsi de cehenneme gidecekler. Hakikaten acımak gerekiyor bu adamlara, ama acımaya da hakkımız yok. Tümüyle sefaleti yaşıyorlar, ölür ölmez de cehenneme gidecekler, büyük bir azabın içinde bulacaklar kendilerini.

Dünyada ne görmüşlerse, zevkleri de sefaları da, eğlenceleri de hepsi bu kadar olacak. Lakin işin garibi bu halleriyle bile Müslümanlara hep tepeden bakıyorlar, alay ediyorlar. Ama sakın ha sakın biz Müslümanlar onların alaylarından etkilenmeyelim. Sakın ha sakın onlara zerre kadar imrenmeyelim.

Onlara acınacak bir zavallı gözüyle bakalım ve gerçekten ağlanacak durumda olanların kendilerinin olduğunu söyleyelim onlara ve hiçbir zaman en ufak bir şekilde bile olsa kalbimizden onlara benzemek duygusu geçirmeyelim. Hiçbir zaman onların yaşadığı hayatın özlemini çekmek gibi bir duruma düşmeyelim. Çünkü ilim bizde, hikmet, izzet ve şeref, akıl ve feraset, kitap, hidayet bizdedir.

Bütün bunlara rağmen bunların, bu zavallıların bizim üzerimizde uyguladıkları propagandalar sonucu hemen hemen çoğumuzun da etkisinde kaldığı konular vardır. Bunları bitirmek ve bu müstekbirler karşısında aşağılık duygusundan kendimizi kurtarmak zorundayız.

Bakıyoruz, bunlar dünyaya meyletmeyen, dünyayı kıble edinmeyen, dünyanın geçici metalarına çakılıp kalmayarak dünyanın ötesinde ahiretin varlığına inanan ve tüm yatırımlarını ebedi hayatları için yapan ve bu yüzden de kendileri kadar mal-mülk toplayamamış müminleri küçük görürler.

Birinci planda ahireti ve Rablerinin rızasını kazanmaya çalıştıkları için dünyada fakir kalmış, onlar gibi mal-mülk toplayamamış fakirleri küçümserler. Çünkü bu adamların üstünlük-alçaklık kıstasları da dünyadır, dünyanın süsü ve ziynetidir. Dünyalık sahibi olanlar bunlara göre üstün insanlardır. Tüm plan ve programları dünya içindir.

Hayatın, dünyanın, dünyalık şeylerin, para, pul, makam, mevki gibi şeylerin kulu, kölesi olarak değil de efendisi olarak kalmayı tercih edenler… Dünyada çok yüce idealleri gerçekleştirmek için çırpınanlar Allah katında üstün iken, bunlar nazarında düşük insanlardır. Böyle insanlarla alay ederler. Varsın kendilerini üstün görsünler ve bununla avunsunlar ama bakın Allah diyor ki:

  • Mahlukatın en şerlileridir onlar (Maide Süresi 60)

Dünyanın en değersiz, en adi insanlarıdır bunlar. Ama buna rağmen işte kendi hayatları kendilerine süslü gösterildiği gibi, etkileri altına aldıkları biz zavallıları da kendi pis dünyalarının kutsallığı hegemonyasına çekmeye çalışıyorlar.

  • Gelin ey Müslümanlar: İçinde bulunduğunuz kötü durumdan kurtulmak istiyorsanız siz de bizim gibi olun. Siz de bizim gibi düşünün. Siz de bizim gibi yaşayın diyerek bizi de kendi cehennemlerine çekmeye çalışıyorlar.

Bakara Süresi 212. ayette Yüce Allah şöyle buyuruyor: Çünkü sakınanlar, takva erleri kıyamet günü onların üzerindedirler. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırandır

Hümeze Süresi 2. Ayet Tefsiri: Ki o mal yığıp biriktiren ve onu saydıkça sayandır: Bu adam mal toplayıp biriktiren ve onu saydıkça sayan bir kimsedir. Evet bu adam varlıklı bir adamdır, servet sahibi bir kimsedir. Zaten bu istikbarının sebebi de buradan kaynaklanmaktadır. Mal ve servet çokluğunun üstünlük sebebi olduğuna inanmaktadır.

Halbuki mal çokluğunun iman yönünden hiçbir üstünlüğü yoktur. Mal ve servet çokluğunun Allah katında hiçbir değeri yoktur. Ama Allah kıstasına değer vermeyen bu tip insanlar, kendilerince malın, mülkün üstünlük sebebi olduğuna inandıkları için mal toplarlar ve sayarlar.

Buradaki sayma işini şöyle anlamaya çalışıyoruz: Adam toplama, yığma adına mal toplamış, onu saymış ve Allah yolunda harcamamıştır veya işi gücü mal toplamak olduğu için, gece-gündüz toplamayı düşündüğü için, bu mal toplama düşüncesi onu meşgul ettiği için, Allah’ın kendisinden istediği diğer kulluk birimlerini düşünecek zamanı kalmamıştır.

Malı-mülkü, mal toplama işini zikir haline getirdiği için başka şeyler yapmaya imkanı kalmamıştır. Yani mal toplamak, yığmak ve saymak onun zikri, fikri ve virdi olmuştur. Aklını, fikrini bu işe öyle bir takmış ki, ölümü, ahireti, hesabı, kitabı onun kadar düşünemez hale gelmiştir veya gündüz mal toplamış gece de onu saymıştır. Gecesini de gündüzünü de bu işe tahsis etmiştir veya gelecek için, istikbal endişesiyle sürekli mal peşinde koşmuş, ama istikbalini garanti altına alma adına Allah için onu Allah yolunda harcamayıp tutmuştur.

Yani malın hakkı ve hukuku ile değil de adediyle meşgul olmuştur. Malının sayısını, miktarını muhafaza etmiştir ama, ona ilişkin Allah’ın emirlerini zayi etmiştir veya malıyla insanların gündemlerine girmeyi planlamıştır veya malıyla sayılmak istemiştir. Malı sebebiyle saygınlık kazanmayı hedeflemiştir. Yani ölümünden sonra da malıyla mülküyle namının, şöhretinin sürmesini istemiştir.

Hümeze Süresi 3. Ayetin Tefsiri: Gerçekten o, malının kendisini ebedî kılacağını sanmaktadır:
Adam malının kendisini ebedileştireceğine, ebediyen kendisini yaşatacağına inanmaktadır. Bu malın ve mülkün sahibi olarak ebediyen yaşayacağını ve hiç ölmeyeceğini zanneder. Malıyla bu dünyada ölümsüzlüğü garantilediğini zanneder. Allah’ın kendisine bolca servet verdiği ve kendisine verilen bu servetin kendisini şımarıklaştırdığı, elindeki nimetlerin ebedi olduğunu, hiç bitmeyeceğini zanneden ve hayatını bu düşünceye bina eden bir kişi

Sahip olduğu malı, mülkü, serveti, samanı, makamı, mevkii, gücü, kuvveti, gençliği, zindeliği gibi şeyleri hiç yitirmeyeceğine inanan, izzet ve şerefi bunlarda gören, bunlarda arayan bir insan prototipi.

  • Ben gerçek güç ve kuvvet sahibiyim
  • Bütün bunların sahibi benim.
  • Bu malımın, bu mülkümün, bu gücümün, bu saltanatımın, bu çevremin, bu kredimin, bu hayatımın sahibi benim ve artık ben bu mülkün batacağına da inanmıyorum
  • Yok olmaz mallar. Tükenmez bu servet.
  • Bu iş yerlerim, bu fabrikalarım kesinlikle yıkılmaz. Yok olmaz bu fabrikalar
  • Bitmez bu saltanat. Son bulmaz bu hayat
  • Ölüm bana gelmez Ben ebediyen yaşarım bu saltanatımın içinde
  • Bütün bunlara sahipken artık ben öleceğime de kıyametin kopacağına da ihtimal vermiyorum
  • Bu saltanatın, bu gücün ve bu imkanın sahibi olan birinin üzerine kesinlikle kıyamet kopmaz
  • Kimse benim önüme geçemez
  • Kimse benimle baş edemez
  • Allah’ın da beni öldüreceğini sanmıyorum
  • Gerçi eğer bu zavallı fakirlerin, şu ayak takımının dedikleri doğru da kıyamet kopacaksa bile ne önemi var?

Eğer bunların dedikleri gibi ölecek ve yeniden dirileceksek elbette yine bize orada ayrıcalık tanınacak ve ayrı muamele yapılacaktır. Zat-ı alileri orada da korunacaktır elbette. Çünkü dünyada bu kadar servetin, bu kadar saltanatın sahibi değil miydik bizler? Öyleyse sayın cenapları elbette ahirette de düşünülecek, elbette orada da protokol bozulmayacak, orada da saygınlığını koruyacaktı.

Böyle düşünüyor, öyle hesap ediyor, öyle bir sonuç bekliyor. Malıyla, mülküyle kendisini ebedileştirmeye çalışıyor. Hayat programını hiç ölmeme inancına bina etmeye çalışıyor. “Sonunda Şeytan onu fitneye düşürerek, söyle dedi: Ey Adem, seni ebedilik ağacına, son bulmayacak olan devlete götüreyim mi? (Taha Süresi120)

Halbuki evrende hiçbir varlığa sonsuza dek yaşama yeteneği verilmemiştir: “Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar bakî kalır mı? (Enbiya Süreis 34)

Ebedilik, ahiret hayatı ile ilgili bir kavramdır. Cennet ve cehennemin sonsuzluğu bunu gösterir. Cennetin ebedi oluşu şöyle bildirilir: “De ki; bu mu hayırlı, yoksa takva sahiplerine va’d olunan ebedilik cenneti mi? (Furkan Süresi 15)“. “İşte O, Allah düşmanlarının cezası, ancak ateştir. Onlar için orada sonsuza kalma yeri (daru’l-huld) vardır. Bu, âyetle-rimizi inkâr etmelerinin bir cezasıdır (Fussilet Süresi 28)

Kur’an-ı Kerîm’in açıkça bildirdiğine göre, dünya hayatında sonsuzluk söz konusu değildir. İnsan hayatı, ahiretle bütünleşince sonsuzluğa doğru uzanmış olur. Ölümle, ruh bedenden ayrılır ve kabir hayatı başlar. Kıyamet koptuktan sonra, ahiret aleminde, sonsuzluğa uzanan, cennet veya cehennem hayatı başlar. Böylece, insanoğlu sonsuzluğa elverişli bir varlık olduğunu, yaşayışında göstermiş bulunur.

Karun bir gün karşısına geçip sevinçten mest olup paracıklarını sayarken, hizmetçisi de uzaktan gülerek onu seyrediyormuş. Hizmetçisini böyle garip bir tavır içinde gören Karun onun paracıklarına göz koyduğunu ve onları çalmayı planladığını zannederek onu ayaklarının altına alıp ezmeye başlar.

Niye gülüyordun söyle bakalım? diye onu ezmeye çalışırken, bir ara fırsat bulan hizmetçi bağırır: Efendim! Vallahi onları çalmayı filan düşünmedim! Düşündüm ki siz ölünce filan demeye çalışırken daha onun sözünü boğazında kesen

Karun: “Sus! Ben ölmem! Zenginler ölmez! Paralılar ölmez! Saltanat sahipleri ölmez” diye onu daha bir beter dövmeye koyulur.

Evet zenginler, paralılar, saltanat sahipleri ölmez. Bu anıt kabirler de onun için var ya. Ölmediklerini ortaya koymak için, ölümsüzlüklerini ispat için, ya da öldükten sonra da hegemonyalarını sürdürebilmek için yaptırıyorlar bunları adamlar.

Mal çokluğu, nüfus çokluğu ve fiziki güç. Bakıyoruz tarih boyunca ve şu anda da tüm çağdaş müşrik sistemler bunların topluma yansıyan temelleri üzerine kurulmuştur.

Tüm müşrik sistemler üç şeyin çokluğu esasına dayanmaktadır.

  • 1 ▬ Ya mal, mülk, servet çokluğuna, ekonomik güce dayanır ki bunun adı kapitalizmdir.
  • 2 ▬ Ya çoluk, çocuk, sülale, ırk çokluğuna dayanır ki bunun adı faşizmdir.
  • 3 ▬ Ya da güçlü olmaya dayanır ki, bunun adı da despotizm veya krallıktır.

Halbuki bunların hiçbirisi üstünlük sebebi değildir. Bunların tamamını veren Allah’tır. Malı, mülkü, çoluk, çocuğu, fiziki gücü veren de Allah’tır. Öyleyse sakın ha sakın hiç kimse şu anda sahip olduklarının sahibini kendisi zannetmesin. Hiç kimse bunların sahibi benim zannetmesin.

Malın, mülkün, bağın, bahçenin, evin, barkın, dükkanın, tezgahın, paranın, pulun, çoluğun, çocuğun sahibi benim zannetmeyin. Hocalığımızın, bilgimizin, tecrübemizin, çevremizin kredimizin sahibi biziz zannetmeyelim. Bunların tümünü bize veren Allah’tır bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım. Bunlara sahip olduk diye bunlardan mahrum imtihan edilenlere tepeden bakmayalım. Onları küçük görmeyelim.

Benim gücüm kuvvetim, param pulum, oğlum kızım, çevrem kredim var. Halbuki sende bunların hiç birisi yok. Hem ekonomik yönden senden çok üstünüm, hem de siyasal gücümle seni ayağımın altına alabilirim. Hem cüzdanım kabarık, hem de güçlüyüm. Yani benim karnımdaki senin karnındakinden daha çoktur diyerek karın hesabında olmayalım. İnsanları bağırsak hesabına göre değerlendirmeyelim. İzzeti, şerefi malda, mülkte, makamda, mansıpta aramayalım.

Allah’ın kendisine bolca mal verip imtihan ettiği insan mı üstün yoksa Allah’ın mal vermeyip fakirlikle imtihan ettiği insan mı üstün?

Aslında ne o üstün, ne de diğeri alçaktır. Bunların hepsi imtihan konusudur. Allah birini malla imtihan ediyor, ötekisini de malsız imtihan ediyor. Bunların her ikisi de ayrı birer imtihan sorusudur. Bu imtihanı henüz kimin kazanıp kimin kaybettiği belli olmadığı için de kimin üstün, kimin alçak olduğu şu anda belli değildir. Bu, yarın belli olacaktır.

Bakın böyle mal biriktirmeye çalışan, malıyla, mülküyle kendisini üstün görüp insanlara tepeden bakan ve bu malıyla kendisini ebedileştirmeye çalışan kişinin cehenneme gideceğini anlatıyor yüce Allah;

Hümeze Süresi 4. Ayete Tefsiri: Hayır, andolsun ki o, Hutame’ye atılacaktır: Böyle yapan kişi Hutame’ye atılacaktır. Andolsun ki o Hutame’ye atılacaktır, diyor Rabbimiz. Hutame Kur’an’da cehennemin isimlerinden birisidir. İçine atılan her şeyi kırıp geçiren, ufalayıp yok eden manasına cehennemin isimlerinden birisidir.

Rabbimiz Hayır hayır diyerek söze başlıyor. İş sizin bildiğiniz gibi değildir. Vazgeçin bu anlayışlarınızdan! Değiştirin bu düşüncelerinizi! Andolsun ki mal toplayan, mal biriktiren ve onunla ebedileşeceğini zanneden kişi, hayat programını bu inanca bina eden kişi mutlaka Hutame’ye atılacaktır. Böyle düşünenler, böyle yaşayanlar her şeyi yalayıp yutan, insanı insanlıktan çıkaran Hutame’ye atılacaktır.

  • Mal-mülk sahibi olmalarından ötürü kendilerini değerli gören bu insanlar da, kendisiyle değer bulmaya çalıştıkları malları, mülkleri de değersiz bir biçimde cehenneme atılacaktır.
  • Mal, mülk sebebiyle insanları küçük gören, onları kırıp dökenler bu tavırlarına mütenasip olarak kendileri de kendilerini kırıp geçirecek bir ateşe atılacaklardır.
  • Dünyada insanların etlerini yiyenler, onların ırzlarına, namuslarına, şereflerine haysiyetlerine dil uzatanlar etlerini, kemiklerini yiyecek bir Hutame’ye atılacaklardır. İnsanları kırıp dökenler de orada kırılacaklardır.

Hümeze Süresi 5. Ayetin Tefsiri: Hutame’nin ne olduğunu sana bildiren nedir?: Hutame’nin ne demek olduğunu sen nerden bileceksin peygamberim? İnsanın mahiyetini bilemeyeceği Hutame, “Hümeze” ve “Lümeze”ye verilecek cezadır. Hemmaz ve Lemmaz için Rabbimizin takdir ettiği bir cezadır bu.

Mal-mülk sahibi oluşunu insanlara tepeden bakma ve onları hakir görme sebebi bilen kimselerin cezaları da onları küçük düşürecek bir atılma cezasıdır. Melekler, kırıp büküp baş aşağı değersiz bir biçimde ateşe atıverecek onları. Hani sobaya sığmadı diye odunu kırar, birkaç parçaya bölersiniz ya, işte melekler de dizlerinin üzerinde birkaç parçaya kırıp bükerek onları değersiz bir biçimde cehenneme atıverecekler.

Hümeze Süresi 6. Ayetin Tefsiri: Allah’ın tutuşturulmuş bir ateşidir: O Hutame, Allah’ın tutuşturulmuş bir ateşidir. Ateşin Allah’a izafesi onun insanların dünyada bildikleri, tanıdıkları ateşlere benzemediğini ortaya koymak içindir. Çünkü aslında tüm ateşler Allah’a ait iken, burada bu ateşe özellikle Allah’ın ateşi denilmesinin sebebi budur.

Bu ateş dünyadaki ateşlere benzemez. Sönmesi, hafiflemesi olmayan bir ateştir veya Allah’ın ateşi ifadesi Allah’ın belası anlamına gelmektedir. Allah’ın emriyle yakılan ve sadece dünyadaki ateşler gibi maddi şeyleri yakmakla kalmayıp maneviyatı da yakan, her şeyi saran, gönüllere kadar uzanan, yürek yakan, yürek hoplatan bir ateştir.

Allah’ın Resulü bu hususu anlatırken şöyle buyurur: Cehennem ateşi kızarıncaya kadar bin sene yakılır. Sonra beyazlaşıncaya kadar bin yıl daha yakılır. Sonra siyahlaşıncaya kadar bin yıl daha yakılır. O artık simsiyahtır.

Hümeze Süresi 7. Ayetin Tefsiri: Ki o, yüreklerin üzerine tırmanıp çıkmaktadır: Kalplerin üzerine kadar çıkan, yüreklerin içine kadar işleyen, kalplere nüfuz eden bir ateştir o. Kalpleri örten, acısı kalplere kadar ulaşan bir ateş.

Yani anlıyoruz ki o ateş, insan gibi şuurlu bir varlıktır. Ne yapacağını, ne edeceğini, müşterisinin neresine el atacağını da bilen bir ateştir. Bakıyoruz Kur’an-ı Kerim’de cehennem anlatımları hep böyle. Mesela uzaktan müşterilerini gördüğü zaman kükreyen, homurdanan ve hortumlarını çok uzaktan göndererek müşterilerini içine alıveren, yalayıp yutuveren bir varlık.

Kaf Süresinde anlatıldığına göre cehennem müşterileri içine dolduktan sonra Cenab-ı Hak soracakmış:

  • Doldun mu ey cehennem?
  • Doydun mu?
  • Daha ister misin bu sığır sürülerinden?

Cehennem de diyecekmiş ki: Daha yok mu ya Rabbi? O kadar kükreyip coştum ki bugün bir türlü doymak bilmiyorum. Daha varsa gönder ya Rabbi veya Daha mı var ya Rabbi? Daha bitmedi mi Allah’ım? Bu kütüklerin sonu gelmedi mi?” diye şaşkınlığını ifade edecektir.

Yani o kadar çok insan atılacakmış ki cehenneme, o bile bu çokluğa şaşacak, hayret edecek ve daha bunların arkası gelmedi mi ya Rabbi? Bitmedi mi ya Rabbi? diyecekmiş.

Bakın burada da bu şuurlu varlığın müşterilerinin kalbine el atacağı, insanın kalbine uzanacağı anlatılıyor. Cehennem, müşterilerinin kalbine atacak pençesini. Onlara azaba oradan başlayacak.

Neden?

Çünkü kalp insanlarda kabul ve ret makamıdır. Kalp, iman ve küfür makamıdır. İnsanlarda düşünce, idrak, heves, niyet ve irade makamıdır. İman ve küfür konusunda kişide en sorumlu yer onun kalbidir. Onun içindir ki bakın bu ayet-i kerimesinde Rabbimiz cehennem ateşinin kalbe uzanacağını anlatmaktadır.

Ateş insanın kalbine kadar uzanacaktır. Dünyada acı kalbe ulaşınca artık insan dayanamaz ve ölür. Ama “Orada ne ölebilecekler ne de yaşayabilecekler (Taha Süresi 74)” Buna yaşamak da denmez, ölmek de denmez. Peygamber Efendimiz bir hadislerinde bu hususu şöyle anlatır: O ateş ehlini yer, nihayet gönüllere gelince son bulur. Sonra Cenab-ı Hak etlerini, kemiklerini diğer bir oluşla yeniden iade eder.

Nisa Süresi 56. ayette bu olay şöyle anlatılır: “Onlardan ona inananlar ve yüz çevirenler vardı. Çılgın bir alev olarak cehennem yeter. Doğrusu, ayetlerimizi inkar edenleri ateşe sokacağız; derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Allah Güçlüdür, Hakimdir.

Zuhruf Süresi 77. ayette de azabın dehşetinden ötürü ölüm isteyecekleri ama ölemeyecekleri anlatılır: “Cehennemde şöyle seslenirler: Ey Nöbetçi! Rabbin hiç değilse canımızı alsın. Nöbetçi: Siz böyle kalacaksınız der.

  • Ey Malik, Ey cehennemin bekçisi: Ne olur dua et de Rabbin bize hükmedip bizim işimizi bitiriversin! Ne olur Rabbin bizi öldürsün de şu durumdan kurtulalım diyecekler.
  • Malik diyecek ki onlara: Hayır, sizler burada ebediyen kalacaksınız. Sizler için burada ebedi bir kalış söz konusu

Evet onlar orada ölemeyecekler. Ölümü temenni edecekler, ama ölemeyecekler. Ölüm acısını her yandan hissedecekler ama ölemeyecekler. Hep ölümü yaşayacaklar ama bir türlü ölmeyecekler.

  • Siz ebediyen burada kalacaksınız çünkü biz size hakkı getirdik de siz ondan tiksiniyordunuz. Allah’tan gelen hakka tepki gösteriyor, reddediyordunuz.

Dikkat ediyor musunuz?

Zalimler ölüm istiyorlar. İstedikleri şey yok olmak, helak olup gitmek. Kendilerini bir an olsun içine gömüldükleri bu dayanılmaz cehennem azabından kurtaracak bir ölüm istiyorlar. Dayanılmaz azap çukurlarından yükselen ölüm feryatları.

Ama görüyoruz ki cevap bunların zaten bitmiş ümitlerini biraza daha öldürecek, ümitsizliklerini biraz daha artıracak, kahroluşlarını biraz daha artıracak bir cevap. Nasıl bir cevap geliyor bakın kendilerine:

Hayır hayır! Siz böyle kalacaksınız! Siz burada kalacaksınız! Aman Allah’ım, ne tüyler ürpertici bir manzara. Sizin için ölmekte yoktur. Ölümü temenni ettiren bir azabın içinde ebediyen kalmak ve unutulmak. Sizin için sizi bu azaptan kurtaracak ölüm yoktur. Sonsuza dek ölümü temenni ettirecek bu azabın içinde kalacaksınız.

Tabi cehennemin görevli meleğinin onların bu isteğine verdiği bu kahredici cevap, bunların feryatlarından bin yıl sonra gelecek.

Hümeze Süresi 8. Ayetin Tefsiri: O, onların üzerlerine kilitlenecektir: Ebedi azap mahalinde kapılar kapatılmış, sürgüler çekilmiştir. Artık kimse kendisiyle konuşmayacak, derdi dinlenmeyecek, hatırı sorulmayacak ve azabın içinde unutulacaktır.

A’raf Sresinde de Allah’ı, Allah’ın kitabını, Allah’ın hayat programını unutarak bir hayat yaşayanların öbür tarafta azabın içinde unutulacakları anlatılmaktadır.

  • Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz (A’raf Süresi 51)

Allah’ı, Allah’ın dinini unutanlar, unutulacaklardır. Dünyada mal-mülk peşinde koşarken Allah’ın diniyle ilgilenecek zaman bulamayanlar ateşin içinde unutulacaklardır. Dinlerini oyun ve eğlence edinen, dinlerini oyun ve oyuncak tutan, dünya hayatına verdikleri değeri dinlerine vermeyen, dünya hayatını, dünya malını, mülkünü dinlerine tercih eden, dünyayı hedef bilip, dünyayı kıble edinip bütün plan ve programlarını dünyayı kazanma adına yapan, bu yüzden de dinleriyle ilgilenme, kitaplarıyla, Peygamberleriyle tanışma imkanı bulamayan kimselerdir bunlar.

Dünyayı kıble edinen, dünyayı alıp da ahireti unutanlar, dinlerini dünyalarına alet edenler, dinlerini dünyalarına yamayanlar, dünyayı kazanmak için dinlerini malzeme olarak kullanan kimselerdir bunlar.

Dünyayı ebedi zannediyorlardı. Bugün, bu güneş hiç bitmeyecek, ölüm hiç gelmeyecek zannediyorlardı. Dünyanın içindekilere meylederek aldanıyorlardı. Dünyanın konumu ve kuralları onları aldatıyor. Konumu gereği dünyada hiç kimseye dokunmuyor Allah ya, işte böyle işledikleri suçlar yüzünden kendilerine dokunulmayınca dünyada Allah’ı atlattık zannediyorlar ve aldanıyorlardı.

İşte böyle dünyanın kendilerini aldatıp köleleştirdiği için dünya peşinde koşarken, dünyalıklar peşinde koşarken Allah’ı unutan, Allah’ın kendilerinden istediği kulluğu unutan, dinlerinin temel kaynakları olan Kitap ve sünnetle tanışma imkanı bulamayan, dinleriyle yakından tanışma zahmetinde bulunmayan ve böylece oradan buradan devşirdiklerini kendilerine din kabul eden ve böylece oyunu ve oyuncağı din zanneden kimselerdir bunlar. Dünyaya ve dünyalık işlere o kadar önem verirler ki, dinleriyle ilgilenecek vakitleri kalmamıştır.

Onların bu günü unuttukları gibi biz de onları unuttuk. Onlar dünyada ahireti hesaba katmadan bir hayat yaşamışlardı, biz de bugün onları unutuyoruz diyor Rabbimiz. Ne müthiş bir şey değil mi? Unutulmak, yüzüne bakılmamak, sözü dinlenmemek ve ebediyen azaba mahkum edilmek. Ne korkunç bir akıbet. İşte bundan dolayı unutuluyorlar, bundan dolayı nimetlerden mahrum ediliyorlar ve azaba layık görülüyorlar.

Cehennem onların üzerine kapatılacak ve bir daha oradan çıkıp kurtulma imkanı bulamayacaklardır. Böyleleri için rahmet kapıları açılmayacaktır. Rahmanın kullarıyla irtibat kapıları açılmayacaktır. Müminlerin ruhları için açılan semanın kapıları bunlar için kapalı kalacak ve melekler bunları ebediyen unutulmak üzere azabın içinde bırakacaklardır. Çünkü onlar dünyadayken Rablerini unutmuşlardı. Ya da bu adamlara Rabbimizin rahmet kapıları açılmayacaktır.

Neden?

Çünkü bunlar dünyada iken kendilerine açılan rahmet kapılarıyla ilgilenmemişlerdi. Rabbimizin dünyada kendilerine açtığı rahmet kapılarından istifade etmek istememişlerdi.

Rabbimizin bu dünyada kullarına açtığı rahmet kapıları Kitaptır, peygamberleridir. Kitap, rehberdir. Kitap kendisine uyanları, kendisini takip edenleri hedefe götürecek bir imam ve rehberdir. Kitap, en büyük rahmettir. Allah kullarına gönderdiği kitapları vasıtasıyla onlara yeryüzünde en büyük rahmet kapılarını açmıştır. Kitapları sayesinde hem dünyada hem de ahirette kullarına en büyük rahmet kapılarını açmıştır Rabbimiz.

Dün Allah’ın kullarına gönderdiği bir kitap ve o kitap sayesinde açtığı bir rahmet kapısı ile çölde ona iman eden Allah’ın kulları, onun rehberliğinde saadete ulaşmışlardır. Kölelikten yeryüzünün efendiliğine ulaşmışlardır. Ama kimileri de Allah’ın kendileri için açtığı bu rahmet kapılarıyla ilgilenmemişler, bu rahmetten istifade etmeyi istememişlerdir. İşte böyleleri de o gün cehennemin içinde rahmetten mahrum bırakılacaklardır.

Hem öyle bir cehennem ki, şöyle bir uğrayacakları, görüp geçecekleri bir ateş değil, içinde hiç çıkmamacasına, hiç kurtulmamacasına kalacakları bir ateştir. Orası onların yeri ve yurdudur.

Hümeze Süresi 9. Ayet Tefsiri: (Kendileri de) Dikilip yükseltilmiş sütunlarda bağlanacaklardır: Kendileri de direklere bağlanmış oldukları halde. Zaten kapılar kapanmış, sürgüler çekilmiş de bir de ebediyen kurtulma ümitleri kalmasın diye hem cehennemin kapılarına direkler dikilmiş, hem de elleri ayakları dikilmiş direklere prangalanmıştır veya onların yüreklerine kadar işleyecek ateşin alevleri direkler gibi yükselecektir.

Öyleyse;

  • Dünyada Allah’ın istediği biçimde bir hayat yaşamak zorundayız.
  • Dünyada mal-mülk peşine takılarak,
  • Dünyayı kucaklama sevdasına kapılarak,
  • Dünyaya kazık çakma cinnetine tutularak Allah’ın kitabından habersiz bir hayatın içine düşmeyelim.
  • Malımıza, servetimize güvenerek insanlara tepeden bakmaya, insanları hor görmeye, insanları bunlarla değerlendirmeye kalkışmayalım.
  • Müstekbirleşmeyelim. Allah’ın kitabına ve Resulünün sünnetine karşı eyvallahsız davranmayalım.

Burada Allah’ın istediği emir ve yasakları dikkate alıp bu şekilde bir hayat yaşayarak imtihanı kazanıp kendimizi bu ateşten kurtarmaya bakalım.

Kaynak: Ali Küçük / Besairu’l Kur’an

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.