DOLAR
18,8197
EURO
20,3115
ALTIN
1.128,47
BIST
4.997,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
5°C
İstanbul
5°C
Hafif Yağmurlu
Pazartesi Kar Yağışlı
2°C
Salı Yağmurlu
4°C
Çarşamba Çok Bulutlu
5°C
Perşembe Az Bulutlu
7°C

Hayatın İçinden: Gerçek Bir Vefa Örneği

25 Ocak 2023 01:13
0

Geçen gün filanca gazetede dikkat çekmeyecek kadar küçük hazırlanmış bir habere rastladım. Haber özeti şöyleydi: Çorlu’da, araç kontağını kapatmadan indiği otomobilin hareket etmesi sonucu iki araç arasında sıkışan kişi (70 yaşındaki Mümin Özçelik) hayatını kaybetti.

Ne kadar da sıradan bir haber olarak görünüyor aslında. Haberi gören herhangi biri, gerek görürse payına düşen hisseyi çıkarır:

Ha demek ki neymiş, kontağı kapatıp araçtan öyle inecekmişim der ve gazetedeki bir diğer habere geçer. Oysaki okumasını bilene her insan başka bir hikaye; her adem, bir alemdir.

Bu vefat olayının olduğu gün, ben de taziye evinde arka odaların birinde kalabalığın arasına karışmıştım. Daha evvelinde sadece iki kez görmüş olduğum merhum Mümin Özçelik hakkında orada duyduğum şeyler üzerinden fikir sahibi oluyordum.

Zat-ı muhterem ile sadece iki kez karşılaşmış, ne kadar şahsına münhasır bir zat olduğuna şahit olmuştum. Evine gelen misafirleri kapıda elinde çukur bir kap ile karşılaması dikkatimi çok çekmişti.

Sonradan öğrendim ki gelenlerin ellerindeki cep telefonlarını (iletişime, etkileşime engel olduğu gerekçesiyle) o kabın içine doldurup vitrinin üstüne kaldırıyor, misafirlikleri bitip evlerine dönerken de emanetleri iade ediyormuş.

Gazete kupüründeki adamın resmine baktığımda, Aslında yaşarken kim bilir ne kadar özel insanları ıskalıyoruz, onları tanıma şansı bulamadan ya onların ya da bizlerin hayatı son buluyor diye düşünmeden edemedim.

Mümin Bey, yakından tanıyanlarının anlattığına göre son derece sıra dışı bir adammış. Küçük yaşta atıldığı iş hayatında ne badireler atlatmış. Gün gelmiş patron olmuş, işçilerini her daim koruyup gözetmiş. Yaklaşık yirmi küsur işçisi varmış. Bütün çalışanlarına dolgun ücret verdiği gibi onlarla birlikte bütün gün aynı ortamda, aynı işi yaparmış.

Okullar açılırken işçilerin çocuklarının her birine önlük, ayakkabı, çanta, defter, kalem, boya ve daha ne gerekiyorsa alırmış. Kış başında her işçisinin kapısına birer kamyon odun ve kömür gönderirmiş. Bayramlarda ikramiyeler, Ramazan’da ise kumanyalar…

Mümin Bey, çocukları olmadığından onlara karşı daha bir hassas davranırmış. Karnesini getiren her çocuğa mutlaka hediye verirmiş. Böylece hepsinin gönlünü hoş edermiş.

Ticaret denilen yol inişli çıkışlı. Mümin Bey’in günleri hep bolluk bereket içinde geçmemiş tabii. Bir gün imtihan onun da kapısını çalmış, dükkanında çıkan yangın elinde avucunda ne varsa alıp götürmüş. O günlerde herkes, işçilerin tek tek göz yaşartan vefalarına tanık olmuş.

Tüm işçiler kenarda kıyıda, yastık altında neleri var neleri yoksa yanlarına alarak bir akşam çay içme bahanesiyle kapısını çalmışlar. Topladıklarını Mümin abilerinin avuçlarına bırakmışlar. O güzel insan gözyaşlarına boğulmuş olanlar karşısında. “Vefa, kalbin hafızasıdır” demişler. Fakat tüm ısrarlara rağmen Mümin Bey, iyi niyetle yapılan bu yardımları geri çevirmiş.

Mümin Bey hakkında öğrendiklerim iş hayatıyla sınırlı kalmadı tabii. Tam kırk yedi yıl sevgili eşi Ayşe Hanım ile aynı yastığa baş koymuş. İyi günde kötü günde omuz omuza geçen tam kırk yedi yıl. Dile kolay. Birbirlerini bir kere bile incitmeden geçen kırk yedi yıl. Onları bir arada gördüğümde adamın karısına narin bir çiçeğe bakarmış gibi davrandığına şahit olunca çarpılmıştım.

Taziye günü gördüğüm kadın, sadece kocasını kaybetmiş bir kadın değildi. Yol arkadaşını kaybetmiş bir kadındı. Tam kırk yedi yıl, bir günü bile ayrı geçirmemişler, çocukları da olmadığı için sanırım, birbirlerine sımsıkı tutunmuşlardı.

Gazetede gördüğüm o kibrit kutusu kadar haberdeki fotoğraf, yetmiş yaşında bir adamın vefat haberiydi. Bir kaza ile son bulmuş yetmiş yıllık bir ömrün son saniyelerini iki satırla anlatıyordu. Benim gördüğüm ise;

  • Önce Allah’ın rızasını, sonra insanların kalplerini kazanmaya adanmış bir yetmiş yıl ve karısının kalbinde taht kurarak tamamlanmış bir birliktelikti.

Adı gibi yaşamış ve çevresindeki herkesin dualarıyla göç etmişti Mümin Bey. Geride hoş bir seda bırakarak… Mekanı cennet olsun.

Kaynak: Nilgün Bıyıklı / Diyanet Aile Dergisi / Ocak 2018 / bkz: 32-33

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.