Namaz Abdest Gusül Kur'an İslam Nefis Ahlak Tövbe Vaaz Resim Galerisi
DOLAR
8,5492
EURO
10,0853
ALTIN
495,44
BIST
1.352
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Gök Gürültülü
29°C
İstanbul
29°C
Gök Gürültülü
Pazar Gök Gürültülü
29°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
31°C
Salı Az Bulutlu
32°C
Çarşamba Az Bulutlu
33°C

Cennetten Kovulurken, Allah Şeytanın Duasına Bile İcabet Etmiştir. Peki Bundan Ne Gibi Sonuçlar Çıkarmalıyız?

18 Ocak 2021 10:10
0

İnsan hiç bir suretle Hak Teala’dan, Yüce Allah (c.c)’dan ümidini kesemez.  O’nun rahmetinden, O’nun mağfiretinden, O’nun rızasından ümidini kesip de çaresizlik içine düşemez. Çünkü çaresizlik, ümitsizlik sadece şeytanın işidir yada onun işine gelir. O Yüce Allah (c.c) tarafından kıyamete kadar, insanların yeniden dirileceği güne kadar boynuna lanet halkası takılmış ve Allah (c.c) tarafından da lanetlenmiştir. Şeytanın değil cenneti girmesi, cennetin kokusunu alması bile söz konusu değildir.

Ancak şeytan zamanında insanları saptırmak için izin isteyeceğine Yüce Allah’tan kendini bağışlaması, affetmesi için bir dilek de bulunsaydı umulur ki belki o isteği de kabul buyururdu. Çünkü Yüce Allah tövbeleri kabul edeceğine dair şöyle buyurmuştur;  “Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır. Çünkü acıyıp tevbeleri kabul eden ancak O’dur (1)”

Ancak İblis bunu yapmayıp, Allah’tan rahmet ve mağfiret dileyeceğine aksi bir yol izleyerek, kibirlenerek, üstünlük taslayarak böbürlenerek şöyle bir istekte bulunmuştur; “Rabbim. (insanlar) dirilinceye kadar bana süre ver diye dua edince Yüce Allah, “Öyle ise sen kıyamete kadar süre verilmişlerdensin buyurdu (2)”, Yüce Allah da onun duasını kabul buyurdu, ancak kendisine şu cevap verildi;

Yüce Allah buyuruyor ki; Cehennemi, gerek senin cinsinden, gerek insanlardan sana uyanlarla dolduracağım (3)”

İslam Büyüklerinden Süfyan-ı bin Uyeyne diyor ki;

Kusurlarınız sizi dua etmekten alıkoymasın. Zira Yüce Allah en kötü yaratık olan şeytanın bile duasını kabul etmiştir.

Allah (c.c) ayette de görüldüğü üzere şeytanın duasını bile kabul buyurdu. Ama kabulüne karşılık, kendisine vermiş olduğu cevap da insanoğlunun sakınması, dikkat etmesi ve üzerinde düşünmesi gereken mevzu ve konuları içermektedir. Şeytana uymak nasıl olur,  şeytanın yolları nelerdir, şeytanın kalbe giriş yolları nasıldır, karşımızda ki düşmanın sahip olduğu silahlar nelerdir, kaç askeri var, ordusuna karşılık nasıl bir cephe ve tedbir alabiliriz vb bunları bilmemiz ve insanların da bunları bilmesi gerekir.

İbn’ul-Cevzi Telbis’u İblis adlı eserinde şeytan hakkında şöyle bir beyanda bulunmuştur;;

“Telbis; Batılın hak suretinde görünmesidir. Gurur ise cehaletin bir çeşidi olup, bozuk olanı sağlam, sağlam olanı da bozuk bilmeye yol açar. Sebebi de o şekilde inanmayı gerektiren şüphelerin varlığıdır. İnsan şeytana fırsat verdiği oranda şeytan onunla uğraşır, şeytanın uğraşması insanların uyanıklığı, gafil olmayışları yada ilimleri oranında azalır (4)”

Nitekim şeytanın Hz Musa ile karşılaşması olayında olduğu gibi şöyle rivayet edilmiştir;

Şeytan Musa Peygamberle karşılaştı ve şöyle dedi;

Ey Musa, sen Hz Allah’ın peygamberliğe seçtiği ve konuştuğu bir kimsesin. Ben ise onun yaratıklarından değersiz bir varlığım. Bir günah işlediğim için cennetten kovuldum. Şimdi pişmanlık duyuyorum. Edeceğim tövbenin kabul olunması için Hz Allah katında bana vasıta ol. Musa Peygamber de onun bu isteğini kabul eder. Tür-i Sina’da Hz Allah ile konuşmasından dönerken Cenab-ı Hak ona;

Emaneti unutma, sözünü yerine getir buyurur.  Musa Peygamber de durumu anlatıp yardım diler. O zaman Hz Allah şöyle buyurur;

Adem’in kabrine secde etsin, tövbesini kabul edeyim, dileğini yerine getireyim. Musa Peygamber bunu şeytana bildirir.

Buna çok kızan ve kibirlenip böbürlenen şeytan şöyle der;

Ben Adem’in dirisine secde etmedim, ölüsüne secde eder miyim ?

Görüldüğü üzere böbürlenen, öfkelenen, kibirlenip gurura kapılan şeytanın durumu, insanlar içinde geçerlidir. Çünkü bütün bu sıfatlar her insanda vardır. Ya bunları terbiye edersin, yada bunların esiri olup şeytanla beraber cehennemlik olursun.

Sonuç olarak yani diyoruz ki;

Hiç kimse tanımadığı, bilmediği düşmanına, hiçbir bilgi sahibi olmadığı karşı tarafa zarar vermez. Belki de verdiğini sanır ama aldanıyordur ve yanılıyordur. Hiç yüzme bilmeyen birisine denizin ortasında eğitim verecek olursan eğer , yanında bir kurtarıcısı yoksa eğer şüphesiz ki sonu ölümdür. Kişinin kurtarıcısı da, azığı da, yiyeceği de içeceği de manevi boyutta ilimdir, ameldir, takvadır, ihlasltır. Bir kurtarıcı arıyorsanız eğer de Kitap (Kur’an-ı Kerim) ve Sünnet sabit olmak üzere İslam alimlerinin, maneviyat önderlerinin görüş, öneri ve nasihatleri kafidir.

Yüce Allah buyuruyor ki;

“Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır demedim mi? (5)” diye mahşer meydanında sorduğu zaman, şayet şeytanı düşman değil de kendine dost edinmişsen eğer onca insanın içinde rezil rüsvay olmak var. Hiç kimse sözlü olarak ben şeytana -haşa- tapıyorum demez, ancak iş, davranış, fiil ve hareketleri şeytanın ekmeğine yağ sürmeye benzer ki bu iş, hareket ve davranışları da bilmek gerekir. Böyle müzikle, televizyon, internette, gezmekle, tozmakla, yemekle, içmekle, yatmakla, kalkmakla, gülmekle, eğlenmekle, kısacası gününü gün edip yaşamakla olacak bir mevzu değildir. Geçen bölümlerde de aktarılmıştı; Halkın rızası mı, Hakkın rızası mı?

Bu seferde diyoruz ki; kendi isteklerin mi önemli yoksa, Allah(c.c)’ın istedikleri mi önemli. Senin kendi koymuş olduğun yasaklar mı önemli, Allah(c.c)’ın koyduğu yasaklar mı?, kendi rızanı gözetmek mi önemli, yoksa Hak’ın rızası mı önemli ? Biliyorum bu sorulara herkes diyecek ki tabi ki Allah (c.c)’ın dedikleri, O’nun kelamı, O’nun rızası, O’nun emir ve yasakları daha önemli diyecek, hatta bunları demeyip belki de şahsıma (bana) belki de içten içte kızacak ne saçmalıyor, neleri yazıyor diye.  Ama böyle düşünmen gerçekleri gizlemeye yetmez.

Bu şu misale benzer bir nevi; Dışarısı güllük, gülistanlık, her taraf cıvıl cıvıl, güneş tam güzelliği ile yeryüzüne ışık saçarken, kendisi karanlık bir odaya girmiş pencereleri olmayan, içeriye ışık girmeyen bu yüzden zamanı gece sanan, yada gözleri görmeyen ama birisinin her zaman karanlıkta kalması misali. Bu sadece kendine gecedir. Hakikatleri göremediği için herkesi kendisi gibi zanneden ahmak birisinin durumuna benzer.

Yüce Allah buyuruyor ki;

Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin ki size karşılık vereyim. Zira Bana ibadet, yani dua etmeyi kibirlerine yediremeyenler, zelil ve rezil olarak cehenneme gireceklerdir (6)”

Dua etmek, istemek aciz olduğunun herhangi bir şeye gücün ve kuvvetinin olmadığını gösterir ki buda bir nevi nefis terbiyesidir. Kibir ve kibirlenmeyi kırar. Kendini aciz ve muhtaç olarak gören birisinin büyüklenmesi düşünülemez, düşünülecek olsa bile buna savsata, saçmalıktan, ahmaklıktan başka bir şey denmez. Dua ederken kimden dua istediğini tabii ki bileceksin. Yoksa ağzını oynatmakla, duadan sonrada her türlü nefsi arzularına uymakla olacak iş değil.

İsmail Ekinci

(1-Bakara Süresi 37 ve 54) (2-A’raf Süresi 14-15) (3-Sa’d Süresi 85) (4-İbn’ul-Cevzi Telbis’u İblis Bkz; 55) (5-Yasin Süresi 60) (6-Mü’min Süresi 60) (A’raf Süresi 179) (3-Bakara Süresi 13) (4-Nur Süresi 21) (5-Muhammed Süresi 14) (6-Mücadele Süresi 19) (7-İbn’ul-Cevzi Telbis’u İblis bkz: 56)

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.