Namaz Abdest Gusül Kur'an İslam Nefis Ahlak Tövbe Vaaz Resim Galerisi
DOLAR
8,4180
EURO
10,0262
ALTIN
494,94
BIST
1.384
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sıcak
36°C
İstanbul
36°C
Sıcak
Cumartesi Sıcak
36°C
Pazar Açık
35°C
Pazartesi Sıcak
36°C
Salı Sıcak
38°C

Allah’ın Rızasını Kazanmak

23 Ocak 2021 15:48
0

Allah’ın Rızasını Kazanmak İçin Yapılması Gereken Bazı Hususlar Şunlardır

Birincisi: Dinen sana haram olmayan, yolundan seni alıkoymayan ve vaktini boş yere harcamayacak şekilde toplumu kendine tercih etmendir. Yani toplumun menfaatlerini kendi menfaatlerinden öne almandır. Örneğin; Kendin açken onları doyurman, kendin çıplakken onları giydirmen, sen susuzken onlara su vermendir. Ancak bu durum seni dinen caiz olmayan durumlara götürmeyecek şekilde olmak kaydıyla geçerlidir. Mesela malını onlara verip mağdur ve muhtaç kalarak insanlardan yardım istemen ve dilencilik yapmaya başlaman gibi

Yolundan alıkoymayacak şekilde sözüne gelince; Herevi, seni istemekten çalışmaktan ve Allah’a yaklaşmaktan alıkoymayı kastetmektedir. Mesela dostunu Allah’ı zikretmeye tercih etmen gibi; Allah’a yönelmene ve Allah’la beraber olmana tercih etmen gibi. Böylece sen dostunu Allah’a ve Allah’tan sana gelen nasibini uygun olmayan bir şekilde başka şeye tercih etmiş olursun.

Senin durumun yola çıkıp da yolda karşılaştığı bir adam tarafından alıkonulan, durdurulan yolcunun durumuna benzer. Bu adam ona bir şeyler anlatmaya başlar, onu alıkoyar; öyle ki o yolcunun arkadaşı uzaklaşmış; kervanı gitmiş, o ise yolda kalmıştır. Bir arkadaşıyla birlikte Allah’a yönelen pek çok kimsenin durumu böyledir. Dolayısıyla onların Allah’a karşı tercih ettikleri şey sadece aldanmadır. Allah’a karşı başkasını tercih eden ne kadar da çok insan vardır! Allah’ı, Allah’tan başkasına tercih edenler ise ne kadar azdır

Aynı şekilde kişinin vaktini boşa geçiren şeyleri tercih etmesi de çok çirkindir. Mesela kişinin sahip olduğu zamanla kalbini Allah’tan ayırmayı, kalbin isteğinin dışındakileri istemeyi tercih etmesi gibi. Ya da kalbini Allah’a verdiği halde bu durumdan dolayı kendi düşüncesini Allah’a tercih etmek gibi. Sonuçta kalbini Allah’a verdiği halde daha sonra kalbini Allah’tan ayırır ve aklına gelen başka düşüncelerle darmadağın olur. Bu da aynı şekilde istenmeyen bir tercih şeklidir.

İsar Nedir?

Kalbin ve aklın Allah’la meşgul olması ve faydalı düşünce yerine gerekli olmadığı halde halkın menfaati ve önemli işleriyle ilgilenmeyi tercih etmek de hoş karşılanmaz. Buna benzer şeyler yazmakla bitmez. Ne yazık ki, toplumun durumu çoğunlukla böyledir.

Allah’a karşı kalbini, halini ve vaktini düzeltecek olan hiçbir yolu başka bir şeyle değişme. Eğer böyle bir durumu tercih edersen, şüphesiz farkında olmadan Allah’a karşılık olarak sadece şeytanı tercih etmiş olursun. Hal böyle iken, Allah’a karşılık kendilerine hiçbir fayda vermeyen, aksine zarar veren şeyleri tercih eden çoğunluğun durumunu sen düşün. Acaba bundan daha büyük bir bilgisizlik, cahillik, ahmaklık ve beyinsizlik var mıdır?

İslam fıkıhçılarından bir grup, yakınları tercih konusunda görüşlerini açıklayarak buna mekruh veya haramdır demişlerdir. Mesela namazda yeri  gerideki bir saf olduğu halde birinci safta olmayı diğer saflara tercih etmek veya cuma namazında imama yakın olmayı tercih etmek ya da ezan okumayı, kamet getirmeyi kendisi için tercih edip başkasına bırakmamak gibi. Ya da başkalarına karşı üstün olmak ve yükselmek üzere kendine haram olan bir bilgiyi tercih etmek gibi. Yine fakihler, Hz Aişe (r.anha)’nın, Hz Ömer (r.a)’in kendi hücresine Hz Peygamber (s.a.v)’in yanına defnedilmesini tercih etmesi konusunda da görüş beyan etmişlerdir.

Bu fakihler, kişi ölünce onun ameli ve yakınlığı ortadan kalkar dediler. Dolayısıyla kişi öldükten sonra ölü hakkında bir yakınlık sebebiyle tercih yapılamaz, tasavvur edilemez. Zira ölü hakkında bir yakınlık yoktur. Bu isar ancak şerefli bir mekan sebebiyle yapılan bir tercihtir. Böylece o mekanlar isar da bulunmak kişiye Allah’a karşı bir yakınlık sağlar. Allah en iyisini bilendir

Herevi der ki: Buna üç şeyle güç yetirilir.

▬ Hakları üstün tutmak (ta’zim),

▬ Nefsin aşırı cimriliğinden sakınmak ve

▬ İyi ahlakı istemek.

Herevi isar yapmaya sebep olan üç şeyi zikreder.

a- Haklara Saygı (Yüceltilip Üstün Tutulması): Kişi haklara saygı duyarsa hakların gereğini yerine getirir ve onlara tam anlamıyla uyar. Onları zayi etmemeye çalışır. Ayrıca onları isar derecesinde yerine getirmezse gereği gibi yapamadığını bilir. Onun isarı başkasının hakkına saygı duymaya karşı bir önlemdir.

b- İhtirastan Yüz Çevirmek: Kişi nefsinin aşırı dünya tutkusunu bırakır ve bu tutkuya buğze derse, bunun neticesinde isara sarılır. Sonuçta kişi aşırı derecedeki bayağı tutkulardan ancak isar yoluyla, ilahi olanı dünyevi olana tercih etmekle kurtulabileceğini anlar.

c- Güzel Ahlaka Yönelmek: Kişinin güzel ahlaka yönelmesi oranında isar meydana gelir. Zira isar, güzel ahlakın en üstün derecesidir.

Herevi der ki : İkincisi Allah’ın rızasını O’ndan başkasının rızasına tercih etmektir. Allah’ın rızasını kazanmada birtakım işkencelere, aşılması güç engellere, ömrün tükenmesine ve bedenin zayıflamasına maruz kalsa bile

Allah’ın rızasını başkasına tercih etmek, halkın hoşuna gitmese bile Allah’ın rızasının bulunduğu şeyleri işlemek ve yapmaktır. Bu, nebilerin derecesidir. Bunun daha üstünü resullere aittir. Bunun da üstünü Ulü’l-azm peygamberlere (Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed) aittir. Bunun da üstünü bizim nebimiz Muhammed (s.a.v)’e aittir. O, bütün aleme yöneldi ve kendisini tamamen Allah’ın çağrısına adadı.

Allah için yakın ve uzak herkesin düşmanlığını üzerine çekti. Her bakımdan halkın rızasına karşılık Allah’ın rızasını tercih etti. Allah’ın rızasını tercihte kimsenin kınamasına aldırmadı. Bilakis, onun bütün düşüncesi, azmi ve çalışması sadece Allah’ın rızasını tercihte, risaletini tebliğde, O’nun kelimelerini yüceltmeye, Allah’ın düşmanlarıyla cihad etmeye yönelikti.

Bu durum Allah’ın dininin bütün dinlere üstün gelmesine, yeryüzünde hükümlerin uygulanamasına ve O’nun nimeti müminlere ulaşıncaya kadar devam etti. Resulüllah (s.a.v) böylece risaleti tebliğ, emaneti eda, ümmeti eğitme ve Allah’ın hakkı konusundaki cihat görevini tamamlamış oldu. Kendisine Rabbinden ölüm gelinceye kadar Allah’a kulluk yaptı. Öyleyse Allah Resulü’nün ulaştığı isarın bu derecesine hiçbir kimse ulaşmaz

Herevi’nin İsar da mihnet ve çeşitli engeller zorlasa bile sözüne gelince, doğrusu başlangıçta zorluklar ağır gelir. Böylelikle İsar ehli olmayan geri kalır. Bu zorluklar ona ikram ve bağış haline gelir. Bu durum havas ve avamın tecrübesiyle sabittir. Şöyle ki,  kul Allah’ın rızasını halkın rızasına tercih ettiği, bu rızasının ağırlığına ve zorluğuna tahammül ettiği ve onun mihnetine sabrettiği sürece, Allah kulunun katlandığı kadarıyla bu mihneti ve zorluğu, nimete, sevince ve yardıma çevirir. Böylece kul korktuklarından emin ve umduklarına nail olur.

Yorgunluk rahata, sıkıntı bolluğa, belalar ve mihnet nimete, kızgınlık ise rızaya dönüşür. Allah’ın sünnetinde asla bir değişme olmaz kuralınca Allah’ın rızasını halkın rızasına tercih edenler halkın nazarında hoş görülmez. Böylece kendilerini önceleri övenler yermeye, sevenler de kızmaya başlarlar. Dolayısıyla bu tiplerden hiçbiri maksadına ulaşamamış, Allah’ın rızasının sevabını alamamışlardır. Bu tipler toplumun en aciz ve en ahmak olanlarıdır.

Bununla beraber, halkı razı etmeye güç yetmez. Halkın rızası, emredilen ve tercih edilmesi istenen bir şeyde değildir. Böyle bir şey asla mümkün olamaz, bilakis onların sana kızması gerekir. Zira toplumun sana kızması ve senin de Allah’ın rızasını elde etmen sana daha çok sevimli geldiği gibi, Allah’ın senden razı olmasından çok daha faydalıdır. Halkın, Hakk’ın rızasını tercih edene kızması kaçınılmaz ise,o zaman senin Allah’ın rızasına ulaşmana sebep olan halkın kızmasını  tercih etmen gerekir.

Doğrusu onlar bu kızgınlıklarının arkasından senden daha sonra hoşnut olacaklardır. Yoksa en değersiz hoşnutsuzluk ve kızgınlık sana, dinine, imanına ve ahiretine fayda vermeyendir. Sana onların dünyada zararı dokunsa bile, Allah’ın gazabının zararı kat kat daha büyüktür. Aklın vardığı sonuç şudur :

Fesad edici olan iki şeyin küçüğüne tahammül etmek, büyüğünü savmak; iki maslahattan (iyilik) küçük olanı terk etmek ise daha büyük olanı elde etmek içindir. Öyleyse iyi düşün, sonra iki durumdan hangisinin daha hayırlı olduğunu araştır, sonunda hayırlı olanı tercih et, şerli olandan uzaklaş. Bu ölçü Hakkın rızasını, halkın rızasına tercih etmede açık, zaruri ve kesin bir ölçüdür.

Şimdi hal böyle iken kişiye Allah’ın rızasını tercih yeterlidir. Ama halkın rızasını Hakk’ın rızasına tercih edince, Allah’ın gazabının sıkıntısını halk (insanlar) gideremez.

Seleften birisi der ki: Sana bir tek kişiyi (Allah) memnun etmek, birçok kişiyi memnun etmekten daha kolaydır. Sen bu bir tek zatı memnun ettiğin zaman, O’nun memnun olması, diğer bütün insanların memnun olması için yeterlidir.

İmam Şafi (r.a) der ki: İnsanları memnun etmeye çalışmak ulaşılamayacak bir amaçtır. Öyle ise sen kendi maslahatının olduğu şeye bak ve ona sarıl

Açıktır ki, kişinin salahı ve kurtuluşu  Hakk’ın rızasını halkın rızasına tercih etmekle olur. Bu konuda Ebu Fıras’ın kendisine hiçbir fayda ve zarar vermeyen mahluk için söylediği şu şiiri ne kadar da güzeldir:

▬ Varsın hayat acı olsun,keşke sen tatlı olsan

▬ Varsın herkes öfkelensin, keşke sen razı olsan

▬ Varsın alemle benim aram harap olsun

▬ Keşke seninle benim aram ma’mur olsa

▬ Zaten toprak üstündeki her şey yine topraktır.

Bellidir ki Allah’ın rızasını halkın rızasına tercih eden kaçınılmaz olarak halkın ezası, engellemesi ve düşmanlığıyla karşı karşıya kalır. Bu, Allah’ın yarattıklarında ki sünnetidir. Yoksa nebilerin ve resullerin ne suçu vardı? Ayrıca insanlara adaleti emreden, Allah’ın dinini uygulamayı, kitabını, Resulü’nün sünnetini savunmayı üzerine alanların ne suçu vardı?

Netice itibariyle kim Allah’ın rızasını tercih ederse, kaçınılmaz olarak rezillerin, kızgınların, açların, sefillerin, cahillerin, bid’atçilerin, batıl siyasetçilerin, Hakk’ın hidayetine muhalif olanların engellemesi ve düşmanlığı ile karşılaşır. Bunların düşmanlıklarına ve engellemelerine, Allah’a dönmek isteyen ve ‘Ey mutmain olan nefs, birbirinizden razı olarak Rabbine dön (Fecr 27-30) ayetini dinleyip bununla amel edenler katlanabilir.

Kimin bağlılığı olgun ve sağlam olursa, insanların düşmanlık ve engellemeleri  onu sarsmaz, dağlar onu kımıldatmaz. Kimin inancı, azmi, sabrı güçlüyse sıkıntılar, korkular, şiddetler, onun azmini ve sabrını bozamaz.

Ben derim ki: Bu meselenin iki dayanağı vardır: Dünyada zühd ve senadır. Kim zayıf düşer ve geri kalırsa bunun sebebi dünyayı sevmesi, ebedi olarak dünyada kalmak istemesi, insanlar tarafından övülmeyi sevmesi, kendisini kötüleyenlerden nefret etmesidir. Dünya tutkusundan ve gösterişten kim uzak durursa, bütün bu arızi şeyler kendisinden uzaklaşır. İşte o zaman Allah’ın eri olur.

Dünya tutkusundan ve gösterişten uzaklaşmanın iki esası vardır: 

▬ Yakıni bilginin sağlamlığı

▬ Muhabbetin gücü.

Aynı şekilde yakin ve sevgi de iki şeye dayanır.

▬ Allah’a yönelme ve

▬ Allah’ın rızasını istemekte samimiyet, bu ikisine götüren ve ulaştıran sebeplere sarılmakla olur.

Kaynak: İbn Kayyim El-Cevziyye / Medaricu’s Salikin / bkz: 739-742

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.